BİZİM EV

Baktığınızda doğanın yemyeşil tonları arasında toprakla bütünleşmiş içinde her şeyin var oluğunu zannettiğiniz, ama olmayan terk edilmiş bakımsız bir sayfiye konutu Oysa yanına vardığınızda sanki yüz yılın yorgunluğunu paylaşmak için geçmişin çaresizliğini bizlere anlatmaya hazır bekleyen perişan bir ihtiyar… 

Bünyesinde barındırdığı insanlarla ahırında yatırdığı hayvanların yaşanmış zorluklarını zevki sefalarını birlikte ifşa edecekmiş gibi...Tarihsel süreçte geçmişi ile küs geleceğe hasret görüntüsünde…Her canlı kendi soyunu bir şekli ile “yuva” denen bu çatı altında toplayarak barındırıp korumuş, nesillerinin geleceğe taşınmasında ana faktör olmuşlardır. Cenabı Hakk (cc) Yarattıklarının aklı olanını olmayanını da böyle yönlendirmiş. Yaşamlarında her şeyin mükemmelini yakalayarak yapmaya çalışan insanoğlu bu günkü geldikleri noktayı akıllarının doğru kullanımıyla başararak bulmuşlardır.

Ama nedense Karadenizliler diğer birçok Anadolu bölgelerinde olduğu gibi mimari özellikli ya da sanatsal yapılaşmaya önem vermemiş, özellikle köylerde basit ve düz yapılaşma ile yetinmişlerdir. Göçebe gelip yüz yılın başlarında en son yerleşenlerden oldukları, değişimi yakalayamadıkları için midir, yoksa, aklın kısalığından görgü yoksunluğundan mıdır bilinmez…  

Suyunu çok uzaklardan kovalarla taşıyan, tuvaletini yattığı yerden ev dışı beş on metre uzakta tutan bir anlayışla.. Arazisi yamaç veya düz olsun, mutlaka taş duvarla çevirdiği alt katını “ahur bağı” tabiri ile ahır yaparak ineklerine ayırmışlar..  

Kendileri için tasarlanmış ahır bağının üstünü ikiye bölmüşler, evin ilk girişi tabii toprak zemin, burada “galemlik bacalı” yemeklerin kaynatıldığı ve ısınma ihtiyacının giderildiği kemerli  ocak, oturma yerleri ile mutfak ihtiyaçlarının dizildiği ve muhafaza edildiği “bucaklık” ve  “terek”.. İkinci bölüm, dökme ağaç (kalın latalar) üzerine döşenmiş, genellikle kestane tahtası.. Bu alanda yirmibeş-otuz cm. yüksek set üzeri oda, ya da odalarla eşgane, yada sofa tabirli kullanım sahası.. Dış çevre duvarlarını ve çatı ağırlığını ahır bağı üstüne lata ve ağaç direklerle birbirine destekleyerek hafifletmişler, Horasan harçlı Bağdadiye tipi yapılmış, aralarına sarı çamur saman yoğurumu ve Halik (ufak)taşların örülmesi sureti ile dış etkenlerden korunmasını sağlamışlar.

Uygun bir köşeden ahıra inmek için kullanılan en fazla bire bir ebadında kepenk…Işıklandırma, tahta panjurlu pencerelerle oda içersinden, çatı arasından uzun bir sopa ile açılıp kapatılan toprak üstü tahta kanat bacası…Bu bölümde tavan döşeme tahtası yoktur. Çatı arası yarmaça (Kızıl ağaç odunu) kurutmak ya da bazı yiyeceklerin saklanması için kullanılır.Çatı örtüsünü kütner çam tomruklarının 0,5.-1cm ara kalınlığında 1 metre boy uzunluğu ile yarılan hartamadan, bulabilenler de sac tenekeden yapmışlar, hava boşluklu doran bacalarını da unutmamışlardır.

Yaz ve kış, altlı üstlü inekleri ile birlikte bir  mekanı paylaşan, onların ahırdan gelen seslerini ninni gibi algılıyarak büyüyen, kışın soğuğunda onların nefesleri ile  alttan ısıtmalı sistemi kimlere nasıl izah edeceğimizi bilemiyorum. Ama bu gerçeğin bizim geçmişimizde var olduğunu herkes bilsin istiyorum.Böyle bir yerin rüzgar alan yönüne kışın yapraklarını dökmeyen ve evi rüzgar ve fırtınalardan koruyan taflan ağaçları dikip büyüterek korunak yapanlar, aynı zamanda tavuklarının da bu ağaçta barınmalarını sağlamışlardır.  Kapısında kendilerinin ve hayvanlarının ana ihtiyaçlarının depolandığı bir tam (mağazu).. 

Tarlasından elde ettiği ürünü için mısır koçanlarının saklandığı fındık çubuğundan fraklı tipi “Örme Çöten”…  

Ve bir dut ile çıtırık ağacı.. İşte böyle bir yer… Doğup büyüdüğümüz ve anlatmakla sorumlu olduğumuz,  

Bizim ev…

 

Salih KIRTORUN

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile