AFORİZMALAR 3

 

Yıllardır Gecekondu Gerçeğini bizatihi içinden ve derinden yaşıyorum ve kentsel dönüşüm üzerine düşünüyorum. Öyle aile var ki, su damlatan musluğunu, kırılan kapı kolunu değiştirecek ekonomisi yok. Dededen, babadan ya da iyi günlerinden kalma, oturuma elverişli olup olmadığı tartışılır,  oturduğu bir konutu var.

Problemin özünü ve hak sahiplerinin içinde bulundukları hali çok iyi biliyorum; akşam yemeği yemeden, sabah kahvaltısı yapmadan okula gelen, parçalanmış aile çocukları sorunlarıyla dolup taşan bir coğrafya. Hangi para ile haklarına düşeni almaya kalkışacaklar.

Çözüm; büyük sermaye sürecin önemli parçası olacak, lokal, blok ve nokta projelerle dönüşümde yerini alacak. Büyük sermaye olurken halkından aldığından pay ayırıp, çaresizlere yönelik “Sosyal Sorumluluk Projesi”  

Kapsamında,  “kefaret borcunu” ödemek zorundadır.

Mağdurlar yaratarak, mağrur olduklarını hatırlayıp, kefaretlerini öderken büyük sermaye; belediyeler de ticari kaygılardan uzak, sektörel baskılardan bağımsız planlamalarla, görevlerini yerine getirecekler.

Kısası bu, teferruat bunun devamıdır.

 

Derler ki, "Birine 40 yıl deli dersen, delirirmiş"; acep ola ki, akil adamlar da 40 yıl sonra akıllanırlar mı?

Hayatta kalmak kadar, ayakta kalmanın da tadına varmaktır yaşmak!

Kişinin aklından geçenlerin doğruluğuna ve tılsımına inanması kadar keyif alıcı ne olabilir, biri zıddını söyleyip aklını bozana kadar.

Eğer bir kurbağaysam, kurbağa olmanın ama yetenekli bir kurbağa olmanın gereklerine soyunurum. Ne öküz ne de fil olmaya çabalamam.

Değişim, sonsuz değişimlere doğru gideceği için süreçler başka başka görüntülerle devam edecektir, son yoktur sadece durumlar ve başlangıçlar vardır.

 

Umut da olmasa ne yalardı insanoğlu elma şekeri misali hayatı tadlandırmak için?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile