Hikayeler – 16

PUSULAYI ŞAŞIRMAK 

          Mehmet Maksutoğlu kardeşimiz, askere gitmeden önce köyden İstanbul’a gelir. Baba ile anne Çayırbaşı’nda oturmaktadırlar. 

          Annesi oğlu Mehmet’i mahallenin meşhur Ayazma Suyu’na gönderir. Oğul Mehmet, omzunda sırık çubuk, çubuğa takılı iki boş su tenekesi ile Ayazma Suyu’na gider. 

          Oğul Mehmet, suyun kapısına varır. Suyun kapısı kalabalıktır. İnsanlar su kuyruğundadır. Oğul Mehmet’in sırası gelinceye kadar akşam olur. Su tenekelerini doldurur. Çubuk sırığına takar. Eve yönlenir. Yolunu kaybeder. Akşam olmuş, her taraf karanlıktır. Çayırbaşı’nda ki kahvenin kapısına gelmiştir. Kahvenin içersindekilerle göz göze gelir.

         Postacı Mehmet, kahvenin içinden adaşı Mehmet’i omzunda sırık çubuğa asılı iki teneke ile görmüştür. Postacı Mehmet, kahveden çıkar. “Hayır mı, bu teneke suları nereye götürüyorsun ?” der. Bizim Mehmet: “ Hiç sorma, yolumu şaşırdım” der. 

         Geçenlerde bir Pazar günü Mehmet Çayırbaşı’na gelir. Tanıdıklar “hoş geldin Mehmet, hayırdır?”derler.  “Kemençecilerin neslini kesmeye geldim” der, bizim Mehmet. “Kemençecilerin neslini nasıl kesicen diye sorarlar.” Bu gün saat beşte, Mavi Karadeniz TV ye çıkacağım, onlara kemençe nasıl çalınır göstereceğim” der. 

          Bizimkiler, Mehmet’e takılırlar. “ Eskiden buraya, sırıkta tenekelerle geldiğini hatırlıyor musun?” Mehmet, Kemençecilerin neslini kesmek üzere Mavi Karadeniz TV ye gitmek üzere yola koyulur. 

BED BEREKET 

           Merhum Remzi KAVCI Ağabey, kendi halinde yaşamış, çoluk çocuk gasaveti olmayan, günlük yaşamı tercih edinen renkli bir kişilikti. İsmi, Dere kıyısı ve kahvelerle özdeşleşmişti. İki arkadaşı, bir ufak rakı ile deniz kıyısının yolunu tutmuşlar,

         Remzi Ağabeyle karşılaşmışlardı. “Hadi Remzi. Biz deniz kıyısına muhabbet yapmaya gidiyuz, seni de götürelim”. Remzi Ağabey, poşetin içini eliyle araklar, birkaç meze çeşidiyle ufak rakıyı görür . “Uşak” der. “Ben size bişi söyliyim mi? Essa gene içücesek eğer, bu ufak rakının hiç bedi berekedi olmuyu. Gelin siz büyük alında, bedi berekedi olsun bari” der. 

FELSEFE 

        Emekli öğretmen Erol Usta, İstanbul da felsefe öğrenimini sürdürmektedir. Okulda üçüncü yılına başlamıştır. Baba merhum Topbaş Amca Çubuğun Kahvesi’ndeki sohbetlerde, Topbaş Emi, Erol okuyunca ne olacak sorusuna cevap verememektedir.

        Bir gün, hem gezip görmek hem de oğlu Erol’dan haber almak için İstanbul’un yolunu tutar. İstanbul’a varır. Oğul Erol la birliktedir artık. Hoş beşten sonra, memleketten, havadan sudan konuşulmuş artık iş Erol’un okuyunca ne olacağına gelmiştir.

      Erol’un üniversite giyimi, saçı başı da Topbaş Amca’nın pek hoşuna gitmemiştir. İstanbul ve iki yıl geçen süre Erol’u değiştirmiştir. Topbaş Amca, “Herkes bana oğlun okuyunca ne olacak diye soruyu. Ben cevap veremiyum. “Sen okulu bitürünce oğlum ne olacaksın doktor mu?” Erol: “ yok”, mühendis mi? “yok”, Hakim mi ? “ yok “, Peki ne olucan, söle bakim?” rol, “felsefe “ der baba.”

          Bu felsefe, farklı bir şey, nasıl anlatayım ben sana.”Topbaş Amca,” Oğlum, iki yılda şeklin şemalin epeyce değişmiş. Daha kaç yıl okuyucan burada? “  İki yıl daha okuyacağım der, oğul Erol.

         “İki yıl mı “der, Topbaş Amca. “Haydi oğlum, bırak bu okulu. Memlekete gidelim. Felsefiyi meslefiyi  boş ver. İki yılda sen, adamlıktan hepten çıkarsın.” 

BALTA YARIŞI 

          Tabanca Mustafa lakaplı Mustafa Ekiz Amcayla Kadiru Kemal Amca bir Cuma günü çarşıdan yürüme Ağnağa evlerine gelmek için yola koyulmuşlardır. Köye dönüşlerinde ellerinde birer siyah poşet bulunmaktadır. 

        Yolda soluklanma molasında Mustafa Amca, elindeki poşetin içindeki gazete kağıdına sarılı baltayı çıkarıp Kemal Amcaya : “Bak Kemal, Bunu Daluna yaptırdım. Bu balta essah balta. Diken gibi, iki balta verseler değişmem valla” der. 

         O gün, Kadiru Kemal Amca da balta almıştır. O da poşetinden baltayı çıkarır. Mustafa Amcaya gösterir. “Senin baltan ham demirden” diye de söylemeyi ihmal etmez. Bu söylem Mustafa Amca’yı rahatsız eder. Senin ki güzel, benim ki güzel, benim ki çelik, senin ki ham demir Ağnak ta evlerinin sapağına gelirler. 

       “Kemal daha lafı fazla uzatmayalım” der Mustafa Amca. “Gel baltaları ağzı ağzına vurarak yarıştıralım. Hangisi çelik çıksın ortaya.” “Tamam” der, Kemal Amca.

      Baltasını küpüsünü toprağa gelecek şekilde yere bırakır. Mustafa Amca kendi baltasıyla hıh edip diğer baltaya vurmasıyla kendi baltasının ağzı ikiye ayrılır. Küpüsü elinde kalır. Kemal Amca, “Mustafa ben sana söylemedim mi, senin balta ham demür, gördün mü baltağan başına geleni”der. 

        Mustafa Amca ,kızgın bir vaziyette geri çarşıya döner. Altı kilometrelik yolu yürüyerek Dalunun dükkanına gelir. “Aha” der, “ senin çelik balta. Ağzı Anağan …na benzedi Kadirun Kemal’in baltasının yanında. Beni de utandudu, nasıl geldim bilemiyum valla” der. 

KÖYÜN KERAMETİ 

           Zeki Kodalak öğretmenimiz hem köyümüzün torunu hem de eniştesidir. İstanbul da öğretmenlik yaparken,( hanımı sağlıkçıdır) hanımına tayinini Görele’ye istetmiştir. Hanımı tayin olduktan sonra kendiside eş durumundan Görele’ye gelecektir. Tek gayesi vardır Zeki Öğretmenimizin. Hafta sonları köye Kodalak Kıranı’na çıkmak, fındık bahçelerini ayıklamak, kendine ek gelir elde etmek. Yazın köye gelişlerinde fındık bahçelerinin orman haline dönüşmesi pek hoşuna gitmemektedir. Zeki öğretmenimiz, İstanbul’un kalabalık gürültüsünden de rahatsız olmuştur. 

          Zeki öğretmenimizin tüm kardeşleri de İstanbul da yaşamaktadır. Herkesin bir işi gücü vardır. Kardeşleri Zeki Hoca’nın Görele ve köy planından hemen haberdar olmuşlar, oturup kendi aralarında değerlendirmişlerdir.

          Onlara göre köydeki tüm gelirler artık Zeki  Hoca’nın olacaktır. Bu da kendileri için tehlikeli bir durumdur. Onlarda gelecek planı yapmalıydı. Plan yapılmaya da başlanmıştı. Abisi Muammer, köy için hemen araba bakmaya başlamıştı bile. Köyden çarşıya yolcu ve yük taşıyacaktı. Kardeşi Mustafa, Tirebolu Belediyesine tayin yaptırmak için torpil aramaya başlamıştı. Kardeşi Hayrettin, Görele de Demirci dükkanı açmak için, boş dükkan aramaya koyulmuştu bile. 

       Akşam yemeğinde “Zeki" diye başladı hanımı. “Haberin var mı? Bizimkilerde köye dönüşe başlamışlar. Muammer Abin arabacılık, Mustafa Tirebolu Belediyesinde çalışacak, Hayrettin Görele’ye demirci dükkanı açacakmış.”

       “Neh! “ dedi Zeki öğretmenimiz. Ben köyü boş bırakmamak, yerimize yurdumuza hafta sonları hizmet etmek için gitmeyi istemiştim. Madem ki onlar niyetlenmişler, ben vaz geçtim bu işten. Daha iyiye. Yerlerimize onlar hizmet ederler. Nasıl olsa köye gidişte çerezliğimizi alırız” 

      Yarın olur. Sağlık Bakanlığında görevli Salih Kulak Bey’e telefon açarlar. Tayinin iptali için. Dilekçe gönderirler. Tayin isteğinden vaz geçerler.

         Bu haber kardeşlere hemen ulaşmıştır. Kardeşler durum değerlendirmesi yapmışlar: “Zeki Hoca, köye gitmeyi vaz geçtiğine göre, bizim de gitmemize gerek yoktur.” 

EROL ( EYLÜL ) AYI 

         Tösün Haydar Abimizle Muhtar Sabri Amca’nın köy kültüründe önemli yeri vardır. Bir köy düğününde sohbette satılık tabanca sohbeti olur. O marka tabancayı Muhtar Sabri Amca da çok metheder. 

         Haydar Abimiz “Baa bak Sabri” der. “Sen eğerceme bu dabancayı alacaksan al. Paran yosa sana para veriyim. Sen paramı Erola ( Eylül ) verüsün. Eğer almicaksan ben alıcam.” 

        Eskiden fakirlik kıtlık zamanları. Ağnak ta Hacının Halil Amca’nın hali vakti yerindedir. Salı günleri çarşıya indiğinde kasaptan aldığı eti bişürüp komşularıyla birlikte yemektedir.

          Bir akşam yine et yemeği yenmektedir. Tabanca Mustafa Amcayla Sabri Amca misafirdir. Laf dönüp dolaşıp kabadayılık üzerine gelmiştir. Mustafa Amca: “Halil Emi, biz beş gardaşuk. Bizim beşümüzüde dövebilümüsün” der. Halil Amca: “Size dereye kadar vururum. Meliklerin pelitinin dibinde canınız çıkar valla” der demez Sabri Amca: “Valla bırak vurmayı, öldürür, öldürür” der. 

 

         Bunun üzerine Halil Amca, “yiyin uşaklar eti soğutman “ der.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile