Hikayeler – 12

              ADAKLIK KOYUNLAR

             Asim Amca, Tirebolu’nun Halkavalı Pazarı’ndan iki adet koyun satın alır. Koyunları Görele’ye getirecektir. Pazarda gezinirken, yol kıyısında kara yollarının arabasını görür. Arabanın şoförü, Usdu Sabri Amca da arabanın yanındadır. 
            Asim Amca’nın aklına hemencecik bir cinlik gelir. Sabri Amca’nın yanına yaklaşır. “İyi ki sana rastladım, Gacaru Ahmet’e de adaklık koyun aldım. Cebimde de hiç param kalmadı, koyunları götürelim. Akşam olmadan da adağını keseceğim” der. 
             Sabri Amca, araba resmi hizmete mahsus olduğu için, arabaya sivil vatandaş dahi almamaktadır. Ahmet Abi’nin adaklığı söz konusu olunca işler değişir tabii ki.

          “Bizim Gacaru mu?” der, Sabri Amca. “Evet” cevabını alınca, “Getir koyunları da götürelim” der. Asim Amca, koyunları getirir, ikisi birden kaldırıp, arabanın arkasına koyarlar. Asim Amca, koyunları Dere Kıyısı’nda indirir. Sabri Amca, çarşıya hareket eder. Asim Amca, koyunları para vermeden getirdiği için mutludur. 

            Sabri Amca, Ahmet Abi’ye rastlar. “Adağın hayırlı olsun, getirdik” der. Ahmet Abi, “Ne adağı?” der, sohbet sırasında durum anlaşılmıştır.

            DİKENLİ BAHÇE 

            Gavecu Halil Amca, Dikenli Bahçesi ile konuşmaktadır.  Fındık toplama  mevsimi de gelmiştir. “Eyy ! Dikenli Bahçe, söyle bakim, bu sene benim Topbaş’a olan 100 lira borcumu verebilü müsün?” 
            Dikenli Bahçe cevap verir. “Verirüm verür, biraz da sana kalır.” 

            NE HINZIRLAR YATIYOR 

            Topbaş Amca, Hepüllü mezarlığında bir bayram günü, ıslık çala gene, mezar taşlarına bakarak dolaşıyormuş.          
              Mezarlık ziyaretine gelenlerden birisi, “Topbaş Emi, bu gün bari bayram. Islık çalmasan iyi olmaz mı, burada yatanlar bizden Fatiha bekliyorlar” deyince.  
           Topbaş Amca, “Hey gidi yeğenim hey, burada ne hınzırlar yatıyu bir bilsen” der.             

             URA BEN SOLCUYUM 

            Ahmet Gör Amca, fındığını soyar, havaların kötü gitmesinden bir türlü kurutamaz. Salı günü de gelir. 
            Ahmet Amca, kapıya çıkar, gökyüzüne bakar. Fındığı sermeye karar verir. Fındığını serer, üzerini giyinir, yola koyulur, Camiyanı’na çıkar. Hava birden kararır, dönmeye karar verir, geri döner, serili fındığı toplar. 
            Hava yine durulur gibi olur, biraz bekler, bulutların arasından güneş görünür. Fındığı tekrar serer, Camiyanı’na çıkar. Hava tekrar bozar, tereddütte kalır, çarşıya gitmeden vaz geçer. Serili fındığı toplamak için tekrar geri döner. Bir yanda aklında çarşı, bir yanda fındık ikilem içinde kalmıştır. 
            La havle çekerek, avucunu açarak, gökyüzüne bakar,” Ura! Ben solcuyum solcu” der.                                

              İBRİKLE BAŞA SU DÖKMEK 

            Çok eskiden, yetmiş, yetmiş beş yaşlarında bir yengemiz, eşi ölünce ikinci evliliğini yapmak zorunda kalır. 
            Komşuları ve akrabaları sitemde bulunurlar. “Çocukların vardı. Bu yaşta kocaya gitmek sana yakışmadı” derler. 
            Yaşlı yengemiz cevap verir: “Gitmicektim eme, kolumun ağrısından, su dolu übrüğü galdurup, başımdan aşağıya dökemiyum. Valla, çimerken sırf başımdan aşağı su dökemediğim için gittim.”                                    

            BİZİM ÖĞRETMEN BİLİR

 

             Sefer Amca’nın oğlu Ziya Usta (merhum), koşarak ilkokula gitmektedir. Elmas’ın Ayşe Yenge yolda Ziya’ya rast gelir. 
            Ziya’ya “koşma terlersin sınıfta otururken terin soğar, hasta olursun” der. Ziya, okula geç kaldığını söyler. Bunun üzerine Ayşe Yenge,  Ziya’ya “Okula gidip geliyusun ama bil bakalım, iki kere iki kaç eder?” der. 
            Ziya cevaplar. “Ayşe Yenge, onu bana sorma. Ben bilemem. Bizim öğretmene sor. Onu bizim öğretmen bilir” der.       

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile