Hikayeler – 11

            EN ÇALIŞKAN BAYİİ 

           Kelçük (Hüseyin Kırtorun) Amca, Dere Kıyısı’nda petrol işi yaptığı zamanlarda Kıbrıs’ta yapılacak olan bayiler toplantısına davet edilir. Kıbrıs ta bayiler toplantısına katılır.        

           Toplantıyı yöneten şirket yetkilisi, şirketle ilgili bilgiler verdikten sonra sıra bayilerle ilgili ödül ve plaket vermeye gelmiştir. 

            Her bölgenin, her vilayetin ödüle layık olan bayileri kürsüye çağrılmış takdim edilmiş, öz geçmişleri okunmuş, ödül ve plaketini almışlardır. 

            Toplantıyı yöneten şirket yetkilisi “şimdi sizlere en çalışkan bayiimizi takdim etmek için buraya davet ediyorum. Giresun ili Görele ilçesi Bayiimiz, Sayın Hüseyin Kırtorun Bey buyururlarsa memnun oluruz.”

            Kelçük Amca, takım elbiseli, kravatlı, ufacık tefecik bir adam. Alkışlarla kürsüye gelir. Kelçük Amca çok alkış almıştır, diğer bayii arkadaşlarından. Bayilerden biri, “Helal olsun Hüseyin Bey’e Görele ne kadar nüfus ki, bu kadar fazla akaryakıt satabiliyor. Tebrik ederim” demiştir. Diğer bir bayii kalkmış, “Tek istasyon mu çift istasyon mu çalışıyor ?” demiştir. 

            Toplantıyı yöneten kişi, “Bayimiz Hüseyin Bey, içinizde bir tane” diye devam etmiştir. “Hüseyin Beyi, kürsüye akaryakıt satışı ile ilgili davet etmedim. Hüseyin Bey ondokuz çocuk sahibi bir baba olduğu için, bayiler rekortmenidir, kendisini tebrik eder, plaketini kendisine genel müdürümüz takdim edeceklerdir” demiş, toplantı salonu bir anda kahkahaya boğulmuş, Kelçük Amca, çalışkanlığının ödülünü,  akaryakıt bayiler toplantısında almıştır.                                   

              BAŞ PEHLİVAN 

            Keleşu Ahmet Dayı, katırının bir yanına bir çuval kabak, diğer yanına bir çuval odun yüklemiş, yola koyulmuş, Taş Boğazı mevkiine gelmiş. Taş Boğazı mevkiinde Osdu Çavuş Dayı’yla habap olmuşlardır. Çavuş Dayı, “Ahmet Dayı, bunları nereye götürüyorsun ?” diye sormuş. Ahmet Dayı, “Bizim Memede götürüyüm” demiş. Çavuş Dayı, “Odunu anladıkta, Memet, bu kadar kabağı ne yapıcak?” demiş. Ahmet Dayı, “Bizim Memed kabağı çok seviyu, kabaksız yemek yemiyu” demiş. 

            Mehmet Abimiz, Giresun Lisesi’nde okumaktadır. Topbaş Amca’nın oğlu Erol Abi de Giresun Lisesi’nde okumaktadır. Ailenin bir odasında kirada birlikte oturmaktadırlar. Topbaş Amca’yla konuşmuşlar, Topbaş Amca, o gün Giresun’a çocuklara erzak ve yakacak götürecektir.  

           Topbaş Amca, Giresun’a hareket edecek minibüs durağında Ahmet Dayı’yı beklemektedir. Ahmet Dayı gelir. Topbaş Amca’nın getirdikleriyle Ahmet Dayı’nın iki çuvalı minibüse yüklenir. Ahmet Dayı, bir miktar da harçlık verir, oğlu Memede verilmek için. “Uşaklara çok selam söyle, derslerine iyi çalışsınlar”  diye de uyarıda bulunmayı ihmal etmez. 

            Topbaş Amca, minibüsü çocukların kaldığı evin kapısına kadar getirmiş, çocuklar okulda olduğu için, yükleri kaldıkları odaya çıkarmak için, kaldıkları evin hanımı, Topbaş Amca’ya yardım etmiştir. Çocuklar okuldan gelmiş, hoş beşten sonra odanın kapısı vurulmuş, evin hanımı “Amca, benden bir isteğin var mı? diye hal hatır sorduktan sonra Topbaş Amca’nın oğlu Erol’un yanına oturmuş. Bir müddet sonra Erol’a el ense yapmaya başlamış, iş güreşe dönüşmüş, evin hanımı Erol’u altına düşürmüş, ezip büzmektedir. Oğlunun böyle güreşte yenilmesi Topbaş Amca’nın ağrına gitmiş. Birden “Yavrum” diye bağırmıştır. Zumbuğunu göğsüne küt diye vurarak “O ufak uşak, seninle baş edemez. Burada baş pehlivan var, baş pehlivan” demiştir.                                      

            BILDIRCIN KIRMASI  

           Görele köprüsünün yapıldığı yıllar. Köylülerimiz de köprünün yapım işinde çalışıyorlar. Çalışanlar dinlenme saatlerinde getirdikleri azıkları yiyorlar. Zaman zaman eğlenceli olsun diye, diğer şehir ve köylerden olanlar aralarında güreş tutuyorlar. 

             Köprüde çalışmakta olan, Amasyalı ustabaşının oğlu güreşte herkesi yenmiş, dinlenmelerde daha karşısına çıkacak güreşecek insan kalmamış. Yine bir gün öğle dinlenmesinde herkes evden getirdikleri azıklarını yemiş, mola saatinde Amasyalı ustabaşının oğlu kispet gösterisiyle el çırparak ortada gezinmeye başlamıştır. Ortalıkta rakip görünmemektedir.  

            Sayidin Mehmet Amca, “Asim, bunun gözünü ancak sen gorkudusun, bunun gözünü gorkut, yarın sana bi gıdık incir getiricem” demiş. Asim Amca, Sayidin Mehmet Amca’ya “ustabaşıyla konuşalım, oğlumu yendi diye beni işten çıkarmasın, benim paraya ihtiyacım var. Bu zamana kadar ustabaşına saygısızlık olur diye, oğlunun karşısına pehlivan olarak çıkmadım” demiştir. 

            Ustabaşı bu konuşulanları kulak ucuyla dinlemektedir. Asım Amca’ya güreşi nerede ve kimden öğrendiğini sorar. Asım Amca “Mersinli Ahmet’le Edirneli Ali’den, Düzce de öğrendim” der. Ustabaşına döner, kol bastı yaparım, oğlunun kolunu kırarım, öküz boynu yapar, boynunu kırarım, bıldırcın kırması yapar, belini kırarım, yalnız beni işten atmak yok” der. 

             Asim Amca, ha Bismillah diyerek ortaya çıkmıştır. O da göz ucuyla baktığı şekilde kispet yapmaya başlamıştır. Oğul ile ustabaşı baba, göz göze gelmiş, ustabaşı baba oğlunu göz kırpmasıyla yanına çağırmıştır. 

            “Bak oğul, elde bulunan beyde bulunmaz. Adam konuşurken ciğerimi söküp çıkaracak zannettim kendimi. Her önüne gelene pehlivanlık taslama” der, mola bitmiştir, herkes işinin başına. 

            Asım Amca, Sayidin Mehmet Amca’nın yanına gelir. Mehmet Amca, Asim Amca’ya döner “Helal olsun bi gıdık incir sana, yarın getiricem” der.                                       

          DEĞİŞ TOKUŞ  

            Duralu Bilal Amca’nın arkadaşı, köyde o zamanlar birkaç tane yer satın almıştır. Yakın oldukları için sık sık Bilal Amca’nın yanına gidip gelmektedir. Her gelişinde Bilal Amca’ya “Senin yerin çok güzel, deniz gıyısından okarıya anlaklıyun, ben ise ağnakla dumanlı Karadere başını görüyum” demektedir.             

           Bu söylem, Bilal Amca da benim evimde ve yerimde gözü var duygusu yaratmıştır. Bilal Amca’nın hanımı yaşlı, diğerinin ise ondan gençtir. 

            Bilal Amca’nın arkadaşı bir gün yine çıka gelir. Selam verir oturur kapıda konuşmaya başlarlar. Derken denizde Trabzon yönüne gitmekte olan gemi görülür. Arkadaşı yine evinin yanının çok güzel olduğunu söylediğinde. Bilal Amca içinden bu iş anlaşıldı der. Arkadaşına döner, “Madem ki benim burayı çok istiyusun, karılar yerinde kalsın, evleri ve çitleri değişelim.”                                     

            SU TAVUĞU  

           İbramın Hakkı Amca (Hakkı Kavcı) ile, Gacaru İsin (Hüseyin Kaçar Amca, Mustafa Hocamızın babası, Amadu Hoca Dayı’dan ders almaktadırlar.  

           Amadu Hoca Dayı, talebelerini sırayla okutmaktadır. Sıra Hakkı Amca ya gelir. Hakkı Amca, hocasının söylediğini tekrar etmektedir. Öyle bir kelimeye gelinir ki, Hakkı Dayı bir türlü vurgulu şekilde söyleyememektedir. Dili takılıp kalmakta, bir türlü dönmemektedir.             Gacaru İsin Amca, kulağına eğilip, “Türkçesini söyle” der. Hakkı Dayı “Türkçesi ne demek” diye sorar. İsin Amca, sessizce “Su tavuğu” der. 

            Amadu Hoca Dayı, “Ne fıs fıs konuşuyusunuz , söylediğimi tekrarlasana” der. Hakkı Amca, “Dilim takılıyu, Türkçesini söyliyim” der. Amadu Hoca Dayı “Türkçesi ne” diye sorar. Hakkı Dayı “Su tavuğu” der demez, uzun çarpılı çangal çubuk, Hakkı Amca ile, Gacaru İsin Amca’nın kafalarında patlar. 

            İkisi de kaçar, bir daha ders almaya gelmezler.          

          FAKİRLERE DARI BEKARLARA KARI  

           14 Ekim 1973 yılında yapılan milletvekili genel seçimlerinden önce, Adalet Partisi ile Halk partisi meydanlarda mitingler düzenliyor. Bizim de Lisede okuduğumuz yıllar.  

            Görele Hükümet Meydanı Adalet Partisinin kır atlı bayraklarıyla süslenmiş. Günlerden Salı. Adalet Partisi milletvekili adayı kürsüde konuşuyor. Yaşlılara, engelli vatandaşlarımıza maaş bağladıklarını öve öve anlatıyor kürsüde.  Bizim kulağımız konuşan hatipte, gözümüz Çakır Ahmet’in Osman Amca da. Osman Amca’nın ağzı köpürmüş, konuşmacı milletvekili adayını dinliyor.  

            Konuşma sırası Halk Partili milletvekili adayına gelmişti. Kürsünün dibinde Osman Amca belirdi birden. Milletvekili adayı Mustafa Kemal ÇİLESİZ’di. Osman Amca, “Ne olur bana 10 dakika zaman ver, iki kelam edeyim ne olur” dedi. Oluru aldı, kürsüye çıktı Osman Amca. “Beni dedi, tanıyanınız var tanımıyanınız var, Görele’nin Sağlık Köyü’ndenim.” Ayağıyla kürsüye vurarak başladı konuşmaya. “Kır attan hayır gelseydi, Atatürk, kendi atının resmini asardı bu meydanlara. Bunların şimdi köre de ihtiyacı var topalad a. Yaşlıya, sakatlara maaş bağlamışlar da çok iş olmuş, iş bul iş. Keletiye ilkokul, Daylı’ya Ortaokul, Çanakçı ya lise, Görele’ye Üniversite. Fakirlere darı, bekarlara garı..” derken arkadan yeter artık in diye çekmeler. Hükümet Meydanı alkıştan inliyor. Osman Amca, laflarını tamamlayamadan çekerek indirdiler. Ayağı yere bastığında, dizleri üzerine yığıldı kaldı. Hemen sağlık ocağına oradan da Trabzon Numune Hastanesi’ ne kaldırıldı. İki hafta hastanede yattı iyi oldu geldi.

 

             Görele’ye Üniversite mi ?  Yüksek okul adıyla 2009 yılında geldi. Osman Amca’nın ruhu şad olsun.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile