Hikayeler – 8

ÇÜRÜKEYNESİL HORANCILARI

            Çürükeynesil gençleri, Karakaya’ya düğüne gitmektedirler. Kimler yoktur ki, zamanın tüm delikanlıları ve horancıları patika yolda tek sıra halde yürüme düğün evine yaklaştılar. Tüfekliler birer el, tabancalılar iki el biz geliyoruz atışı yaptılar.

            Düğün reisi, Çürükeynesilliler geliyor diye düğün meydanında çulların üstünde oturanları kaldırarak, karşılama hazırlığını yaptı. Kemençeci Piçoğlu, horanı bitirdi, Çürükeynesil gençlerini karşılamaya yöneldiler. Gençlerimizi karşıladılar, gençlerimiz de düğünün şerefine atış gösterisini sundular. Çürükeynesil gençliği horanıyla delikanlılığıyla çevrede nam salmış durumda.

            Karşılama bitti, Piçoğlu ağır ağır horan kurma gaydasını çalmaya başladı. Karakayalılar usul usul horana girmeye başladılar. Piçoğlu, Karakayalılara, “sizler şimdi oturun, Çürükeynesilliler oynasın da, sizler de bi izlen” dedi.

            Haftaya da Piçoğlu bizim köyümüzde İmanın İsin (Hüseyin Günaydın) Amca’nın düğününde olacaktır. Düğün günü gelir. Deniz kıyısı ile, Şalaklı arası düğündedir. Düğün çok kalabalıktır. Horan Gıran da kurulmuş, Piçoğlu horanın ortasında pervane gibi dönmektedir. Atılan mermiler de horana ayrı bir zevk katmaktadır.

            Horan oynanan yerde ki kan izleri dikkat çekmiş, arkadaşlar, içimizden vurulan var dediler. Ayağından kazaren vurulan Piçoğludur. Horan yeri al kan olmasına rağmen, horanın güzelliğinden horanı bozmadı. “Uşak horanı bozman” diye de aşağıdaki türküyü horanda söyledi.

Ayağım kan akıyor
Vallahi, soru sorman.
Bu yara bişi değil
Uşak horanı bozman. 

Piçoğlu’nun benizi
Bu yaradan hiç solmaz.
Çürükeynesillinin
Horanına doyulmaz. 

Çürükeynesilliye
Çalmakla doyum olmaz.
Bi daha ki düğünü
Bakarsın nasip olmaz. 

             İmanın Hüseyin Günaydın Amca’nın düğünündeki bu olayı bilmeyen Çürükeynesilliler  ve Sağlık Köylüler de vardır. Bu nu yazmak bana nasip olduğu için kendimi mutlu hissediyorum. Şunun iyi bilinmesinde yarar var. Piçoğlu, Çürükeynesil horancılarında ki aldığı hazzı hiçbir köy horancılarında almamıştır. Bu da ne yazık ki hiçbir anı ve hayat hikayesinde geçmemektedir. Sanırım, bundan sonra yazılacaktır.  

            

 İĞDE ÇUBUĞU

          Tösün Haydar Erbaş Abimiz, İzmir de askerliğini yapmaktadır. Acemi birliğindedir. Eğitim olanca hızıyla devam etmektedir. Çavuşun yerinde say komutuna, bir türlü ayağı uymamaktadır. Çavuşun sol komutuna, O sağ ayağını atmış, sağ komutuna, sol ayağını atmış. Askerlik, zordur vesselam.

          Haydar Abimizin okuma yazması da yoktur. Gündüz eğitimden sonra gece Ali okulu da vardır. Az çok okur yazarlar da Ali okulundadır. Tahtaya yazılanları diğer askerler az çok okumaktadır. Sıra bizimkine gelince, okuma yazma öğreten çavuşun elinde ki bir metre olan iğde çubuğu bir karış kalmaktadır.

           Ali okulu çavuşuna, “Komutanım, bunlar benim gafama girmiyu, dersi gafam almıyu, bana bölüğün malını meralını teslim edin, gerisine garışman” dediyse de nafile. Çavuş, “okumayı yazmayı öğreneceksin” der.Ali okulu üç ay sürer. Dağıtım zamanı gelmiştir. Bizimki okuma yazmayı öğrenemez. Sadece adının ilk harfini yazmasını öğrenir. Elma iskelesine benzediği için, adının ilk harfini aklında tutmuş, yazmasını da unutmamıştır.

        “Eğer der, dağıtım olmasaydık da Ali okulu bir hafta daha devam etseydi adımın diğer harflerini de yazmasını öğrenecektim” diye anlatır durur. “Gafalı olan okur, bizim gafamız goyun gafası” demeden de kendini alamaz.  

           TEZ ÖLESİN NURİ

            Arzu Mustafa Amcam, köyümüzün derin hocalarından biridir. Yetmiş yaş kucağında ondan Arapça ders almayan yok gibidir. Aynı zamanda yeni alfabeyi de köyde ilk öğrenenlerden birisidir. Yeni Türkçe okuyup yazmaktadır. O zamanki mahalle çocuklarını ilkokula gönderen kişidir. Torunu Ahmet Amca’yı, Ömer Hocamı okula göndermekte ikna eden kişi Arzu Mustafa Amcamdır.

           İki oğlu okumuş (Ziya, Hacı “Bayram”), devlet memurluğu yapmıştır. En büyük oğlu Mehmet (Çavuş) Abimiz, 15.10.1341 (1921) doğumlu Samsun da okurken cuhar hastalığından vefat etmiştir.  Mezarı Samsun dadır. Arzu Mustafa Amcam, emsal kuşağın en aydın en zeki kişisidir.

          Gondalun Nuri Abimiz de emsal kuşağın en afacan yaramazıdır. Komşularını ve köylüyü illallah dedirtmiş. Bir gün, komşularından birisi Arzu Mustafa Amcamın yanına gelmiş. Nuri Abimiz den şikayetçi olmuş. Amcamdan, “Buna bir muska yaz da bundan kurtulalım” diye istekte bulunmuş. Arzu Mustafa Amcam da muskayı yazmış, yapılması gerekenleri de söylemiştir.

           Bu sıralar Nuri Abimize de bir durgunluk, bir halsizlik  vurmuştur. Evde hasta döşek yatmaktadır. Muskayı yazdıranlar Amcamın ölüsüne dirisine rahmetler yağdırmaktadırlar. Kemerin altında karı koca konuşurlarken, akıllarına bir fikir gelmiştir. Muskanın içindeki yazıyı merak etmeye başlamışlardır. Biz demişlerdir, “her zaman Arzu Hoca yanına mı gidip gelicez. Ne yazıyu Gavecu Hasan Hocadan yolda bulduk diye içinde ne yazıyu öğrenelim.”

           Muskayı yazdıranlar, Gavecu Hasan Hocamızın evine giderler. “Hasan Emi” derler. “Biz yolda bir muska bulduk, hem merak ettik, hem de korktuk. Bak bakalım. Kime sırbat etmişler?”

          Hasan Hoca Amcamız, muskayı açar, “bunda sırbat mırbat yok” der, muskanın içindeki yazılanı  okur. “Tez ölesin Nuri” yazmaktadır” der. 

           İKİ ŞEYE DAYANAMIYUM

           Ahmet Erbaş ( Bandık Ahmet ) Abimiz, İstanbul da çalışmış, emekli olmuş, köyüne dönüş yapmıştır. Ne var ki İstanbul da çalışırken bile çobanlık duygusunu içinden atamamıştır.

            Köyüne Hacı Baba’ya yeni ev yaptırmış, Salı ve Cuma günleri çarşıya gitmiş, diğer günleri mal meralle uğraşarak geçirmiştir. Ölümüne kadar bir gün dahi ohh! Demeden devamlı çalışmıştır.

            Kendisiyle zaman zaman hoş sohbetlerimiz olmuştur. Bir gün sohbetimizde “Hoca” demişti bana. “Herkesin hoşlandığı bir şey vardır hayatta, bana baklava börek versen hoşlanmam, burmalı lokma yedirsen yine hoşlanmam ama, iki şeye dayanamıyum, birisi gargen, çıtırık   alafı, diğeri ise kara kabak” demişti.  

           ÇAKAL ERİĞİ PEKMEZİ

            Musa’nın İbrahim Amca’nın hanımı Gadun Teyze, köyümüzün ablasıdır. Kendisi Gacaru İsin Amca’nın kızıdır.

           Gadun Teyzemiz, evinin önüne kara taştan bağlak yaptırır. Bağlağın yapım  ustası Recep Karaal Amcadır. Kara taş bağlağı kısa bir süre sonra yağmurlu havanın peşinden yıkılır.

          O yıl çakal eriği ağaçlarda pürüm püsküldür. Gadun Teyzemiz, çakal eriğinin güzelliğine dayanamaz. Toplayıp, pekmez yapmaya karar verir. Pekmezi tavadan indirme zamanı gelmiştir. Tadına bakar, pekmez epekşidir. İki üç kez içine şeker atarak, pekmezi karıştırarak, pekmezi tatlı hale getirmiş. Evde de çay içmeye şekerde kalmamış ama pekmezde yenilecek duruma gelmiş.

          Gadun Teyzemiz, Salı günü çarşıya inmiş. İlk iş olarak Çakır Ahmet’in Osman Amca’yı arayıp bulmuştur. “Osman Aga, Recep Aga’ya evin önüne bağlak yaptırmıştım, bağlak geçen ki yağmurda yıkıldı” demiş. Osman Amca, “Gız bacım, Recep bağlak ustası değil ki, Recep, taş kırma ustası” demiş. Gadun Teyzemiz, “ne olur, yevmiyen kaç paraysa al, yarın gel de bağlağımı yap” demiş. Osman Amca, “Tamam öyleyse yarın gelirim”der ve ayrılırlar.

          Yarın olmuş, Osman Amca, Gadun Teyzemize bağlak yapmaya gitmiş. Öğle vakti olmuş, yemek yeme zamanı gelmiş. Gadun Teyzemiz, hazırladiğı yemeklerle birlikte çakal eriği pekmezini de sofraya getirmiş.

          Osman Amca, yemeğe bismillah deyip, başlamış. Bir banım çakal eriği pekmezinden almış. Gadun Teyzemize “Gız bacım bu ne pekmezi” diye de sormuş. Gadun Teyzemiz “Osman Aga, çakal eriğinden yaptım. Eriğin dökülüp sele gitmesine gönlüm razı olmadı” der.

          Osman Amca, çakal eriği pekmezini duyar duymaz “neh” demiş. “ Gız bacım” diye devam etmiş. “Bizim garı da yaptı, geçen gün çakal eriğinden pekmez. Apacı gatıran gibi, yenicek hali yok, gidip evin üstünde ki tenekiye çalıcam, hiç olmazsa içeriye yağmur damlamaz” demiş.  

            DEĞİRMENİN SUYU

          Çakır Mehmet Amca’nın, köyümüzün güney yakasında ki değirmenini bizim kuşaktan bilmeyen yoktur. Her yağmurun peşinden suyun fazlalaşmasıyla değirmenini döndürür, kendisinin ve komşularının darısını üğütürdü.

          Köyde fındık toplanmaktadır. Çakır Mehmet Amca da Kör gıranda ki fındık bahçesinde imecili fındık toplamaktadır. Haç Dağı da iyice kararmıştır. Yağmur ha yağdım, ha yağacak. Tek tük çiğseler de düşmeye başlamış.

          Çakır Mehmet Amca, yağacaksa bir an önce yağması için Allaha dua etmektedir. Yağmur erken yağarsa imecinin sırası sıra yerine geçmeyecektir. Birde öğle yemeğinden kar edilecektir.Çakır Mehmet Amca’nın duası öğle yemeği yenene kadar gerçekleşmez. Öğle yemeği yenmiş, imeci off demeden caranak yağmur aktarmaya başlamış, imecidekiler birer yeykin ağacı altına yağmurdan korunmak için oturmuşlar.

          Epey bir zaman oturulmuş yağmurda dinmemiştir. Çakır Mehmet Amca, İmecide ki insanları evlerine göndermiştir. Geriyi derlemiş, toplamış kendiside eve doğru yürümeye başlamıştır.

 

           Ellerini havaya açmış, gökyüzüne yukarı bakmış “Yağacaksa erken yağsın dedim, kabul etmedin, yemek yendi, peşine caranağı koy verdin. İmeci yağmurun dinmesini bekledi, dindirmedin. Hele yağdırdığın yağmur, inşallah değirmeni döndürür. Eğer değirmeni döndürmese, Sen bilirsin” der.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile