Hikayeler – 6

PARAMA BAĞIRIYUM

Usdu Gızı Hanife Yenge (Murat Mehmet Hocamın babaannesi) Kız iken, köyde tarla imecisindedir. Murat Mehmet Hocamın dedesi Davudu Mehmet Amca, Çürükeynesil gençliğinin, kara yağız delikanlısıdır. Mehmet Amca, Camiyanı'nda yolda yürürken, kızlarda tarlada imeciyle ekin kazmaktadırlar.

Hanife Yenge ve imecidekiler, Mehmet Amca'yı görmüşlerdir. Hanife Yenge, kızlara dönmüş,"Oyy millet! Baksanıza kapkara adam, bu adamı da acap alacak olan gız var mı?" demiştir. Tabiî ki Mehmet Amca'ya, sonradan kendisi nasip kısmet olmuştur. Bir ömrü de birlikte geçirmişlerdir.

Mehmet Amca, Kaptan'ın İbrahim Amca'yla birlikte katırını satmak için, Harşıt pazarına gitmişlerdir. Harşıt pazarında katır, iyi para etmektedir. İbrahim Amca da iyi satıcıdır. O yörede çok iyi tanınmaktadır. Katırı Harşıt pazarında satmışlardır.

Katırı alan adam, paranın yarısını vermiş, yarısını da sonradan verecektir. Katır da pazar yerinin bir kıyısında öklü vaziyettedir. Harşıt dan Hekimu Mehmet Amca da pazara gelmiş, katırın alınıp satıldığını duymuştur. Katırı O almaya meraklıdır. Üzülmüştür de.

Sohbet edip çay içerlerken, katır parasının yarısının veresiye olduğunu duymuştur. Mehmet Amca'yla, İbrahim Amca'ya "siz bu parayı ya alırsınız, ya alamazsınız. Katırın satışından vazgeçip, bana satarsanız parasını peşin veririm, ayrıca bir tenekede bal" demiştir.

Hem teklif güzeldir, hem de Hekimu Mehmet Amca'yla dostluk da vardır. Katırı alan adam da yanlarına gelmiştir. İbrahim Amca, Mehmet Amca'ya dönüp, "Bak Memet, biz bu katırı sattık ama, sahibi parasını bizden hepten ister, üzerinde hepsini verecek paran var mı?" Mehmet Amca "Yok, olancası bu" der. İbrahim Amca, "öyleyse gidişte dövüş hazırdır" der. Adama paranın hepsini ver de, bizi de sıkıntıdan kurtar derler.

Adamın paranın hepsini verecek gücü kudreti yoktur. "Verin paramı, alın katırınızı" der. İstenilen de budur. Konuşuk sözleşmesine uyularak, katır Hekimu Mehmet Amca'ya satılır.

Ben Mehmet Amca'yı, İdris Torun Amca'yı evinde hasta yatarken ziyarete geldiğinde görmüş ve tanımıştım. İdris Amca'yla çok hoş sohbet etmişti. Ben de zevkle dinlemiştim. Ne tatlı insandı. "Benim demişti, gurbete gitmeden önce, köydeki bir numaralı arkadaşım İdris’di." İdris Amca'nın yanında epey kalmış, helalleşmiş, ağlayarak yanından ayrılmıştı.

İstanbula gelen küçük torunlarını da belediye otobüsüne binerken ve inerken "Otobüsün kapısı otomatik, elinizi kısar" diye de uyarmayı ihmal etmemiş, belediye otobüsündeki diğer yolcuları da sevimli tiplemesiyle çokça güldürmüştür.

Mehmet Amca Çayırbaşı'nın sembolü ve vazgeçilmez siması olmuştur. Bir gece, Çayırbaşı'nda eğlenmiş, geç vakitte nara çekip eve gitmektedir. Gece bekçileri düdük çalarak yanına yaklaşmışlardır.

"Ne o amca, ne bağırıp, çağırıyorsun, bu geç vakıtda "

"Parama bağırıyum" demiştir Mehmet Amca. "Verin paramı, bağırmayayım."

LAUBUMU SORARSAN

Asım Kırtorun Amca, çok güzel horan oynardı. Hasanu Mehmet Amca'yla horanda kol kola düştü mü, onları izlemekten büyük haz duyardım. Horanı ayak parmak uçlarıyla oynarlardı.

Asım Amca, çok güzelde türkü söylerdi. Asım Amca, mal alım satımı yaptığı içinde, çok fazla gezerdi. Alış veriş için gittiği bir köyde düğüne rastlamıştı. Asım Amca'yı konağa davet ederler. Biraz eğlenmiştir. Kızlar ve kadınlar horan oynamaktadırlar. Hem de kemençeye türkü söyleyerek.

Kızın birisi hem is is edip oynayıp, çok güzelde türkü söylemektedir.

Haburadan aşağı

Vakıt gidelim vakıt.

Tanıyamıyum seni

Kendini bana tanıt.

Asım Amca ve arkadaşları da, konağın kapısında horan oynuyorlarmış. Asım Amca, kızın yaktığı atma türküyü duymuştur. Atma türkünün kendisine yakıldığını hisseder. O da kendisini atma türküyle tanıtır.

Haburadan aşağı

Yasim gidelim yasim

Laubumu ( lakap ) sorarsan

Kırtorun oğlu Asim.

Diyerek atma türküye, atma türküyle karşılık vermiştir.

               CAN HAVLİ

1970 li yıllar. Köyümüzün İbrahim Düzü denilen dağlık alanı, hafta sonlarında muhabbet severlerin piknik alanıdır.

Muhabbet severler, pazar günü için anlaşmışlardır. Mamu Gilin ormanının üst yanında Haç dağına bakan yamaçta piknik alanı için uygundur. O yerler, o zamanlar ormanlık değildi.

Temel Hasan Özdemir Amca, Yakup Erbaş , Nazmi Özdemir, Sabri Özdemir, Temel Özdemir Öğretmenlerim, Şevket Günay Amca, Mehmet Akdağ Amca , Şefik Karaosmanoğlu Abimiz ve Şevki Özdemir Abimiz, Ürkiye'nin Mustafa Keskin Amcamız hafta sonu muhabbet pikniğinin müdavimidirler.

O yıllar, köyümüz düğünlerinde dinamit atmanın da moda olduğu yıllardır. Temel Hasan Amca, çamuru dinamit kağıdına sarmış, fitilini takmış, hakikisinden ayırt edilemeyen yapmacık dinamit yapmış, piknik alanına gelirken cebine koymuştu.

Piknik muhabbeti, kemençeli, kemanlı, şarkılı, türkülü, çok güzel gidiyordu. Naralar atılıyor, sanat müziğinin sözlü nağmelerine atılan mermilerin sesi, Haç Dağı'nda yankılanıyordu.

İkindi vakti olmuş, hava da çiğselemeye başlamıştı. Onunda önlemi alınmış, getirilen muşamba naylonla, oturulan yerin üstü örtülmüş, geçici Sayfan yapılmıştı. Böylece yiyecekler ve yer masasındakiler, çiğseden korunmuştu.

Muhabbet, son neşesiyle devam ediyordu. Akşama da az kalmıştı. Pikniği sonlandırmak kimsenin aklına gelmiyordu. Horan da oynanmış, soluklanma devam ediyor, Yakup Erbaş Öğretmenim sanat müziği okuyordu.

Temel Hasan Amca, dinamiti cebinden çıkarmış, sigarasını üfleyerek, fitili yakmaya çalışıyordu. Bir anda piknikciler, çabuk atsana, çabuk atsana diye, Temel Hasan Amca'yı telaşla, endişeyle uyarmışlardı.

                Temel Hasan Amca, fitili ateşlemiş, dinamiti yukarı doğru fırlatmıştı. Dinamit, geçici Sayfan'ın muşambasına vurmuş, yiyeceklerin üstüne düşmüştü. Yer masası, Temel Hasan Amca dışında can havliyle çil yavrusu gibi dağılmıştı. Kaçarken, ayağı çalılıklara, pıtızlıklara takılanlar yere düşe kalka, piknik mahallinden uzaklaşmışlardı.

Uzaktan Temel Hasan Amca'ya bağırtıyla çağırmışlardı. "Kaçsana, kaçsana". Temel Hasan Amca, dinamiti tekrar yerden alır, sesin geldiği yere doğru fırlatır. O anda Temel Hasan Amca'nın şaka yaptığı anlaşılır. Can havli korkusuyla o gün yenilenler içilenler boşa gitmiştir. Derinden soluya soluya tekrar piknik sahasına gelinmiş, bir anlık ölüm korkusundan, tekrar hayata dönüşün mutluluğuyla piknik sona ermiştir.

               EVLİLİK STANDARDI

Hacı Miktat Kahveci Amca'nın eşi Haylu Gızı Hava Yengemiz vefat etmişti. Miktat Amca, yalnız kalmıştı. Çocukları olmamıştı. Evlense bir dert, evlenmese bir dert. İkilem içinde kalmıştı besbelli.

Miktat Amca, yaşlıydı. Yalnızlık zordu. Aklına yatanı bulsa evlenecekti . Bir Salı günü, Yalı'ya yürüme gidiyorduk. Hüzem Köyü'ne varmıştık. Yolda Miktat Amca'yla karşılaştık. Bir müddet yürüdüktensonra, kadınlardan biri," Miktat Emi, sana evlilik beş vakit namaz gibi farz" dedi. "Hiç kolayına bakmıyun mu? " dedi.

"Bakmasına da bakmıyum" dedi, Miktat Amca. "Bu zamanda, evlenme evlenisünde, aldığın garı, müsrüf çıkarsa ben ne yapıcam, ocağıma Yidin dikemem, bu yaşımda" dedi.

Diğer kadın, " Eme Miktat Emi, zahmeti sen çekiyun, hayırlı bir nasip çıkar, yanında ses olur" dedi.

"Ses olmasına olur da" dedi, Miktat Amca, "bir şartla evlenirüm." "Nedir şartın " dedi, soruyu soran kadın.

                " Evleneceğim garı, eve gelecek. Ona yüz lira vericem. Ben aşkanada yatıcam, O odada. Yan yana gelmicük, O'na el sürmem. Bi ay, Salı günleri çarşıya gidip gelecek. Bi ay sonra garı, sana verdiğüm parayı, bana getürü müsün? dediğümde, eğer parayı bozmamış, harcamamışsa O'ndan garı olur, nikah gıyarım. Parayı  harcamışsa, O'ndan garı olmaz, geldüğü yere gönderürüm" dedi.

HEPİNİZİN GÖZÜ BAKIYOR, GÖRMÜYOR

Maksutlu da Cenazedeyiz. Okulla caminin arasında laflanıyoruz. Cenaze namazı, öğle namazını müteakiben kılınacağından vakit var. Sayit'in Hamdi Günay Amca ile şakalaşıyorlar.

Hamdi Amca, bir kaç gün önce kullandığı arabayı Alacanlı da, hendeğe düşürmüş. Hamdi Amca'ya takılıyorlardı "Sen araba sürmesini, denizde kayık sürmesine benzettin her halde, bir daha olmaz iş yapma" diye.

                Hamdi Amca,"He, he" diyor. "Ben, siz ananızın karnında osururken, araba kullanıyordum. Muhtarlar, muhtar diilki, arabanın ne kabahati var, böyle yolda araba kayar tabiî ki, daşaanı kazıyamayanı muhtar yaparsan, araba ne yapsın."

Hamdi Amca, kabahati muhtarlara bularak, bu salvodan kurtulmuştu. İkinci soruyu sormuşlardı, deniz dolgusuyla ilgili.

"Sürekli denizi doldurup, yol yapıyorlar. Deniz kurur mu? "

Hamdi Amca, "Avanaklar, deniz kurur mu, daha da derinleşir, siz hiç denizde yüzdünüz mü?" " Siz denizden ne anlarsınız, deniz işi, derede gomit tutmasına benzemez. Siz Tirebolu ile Eynesil arasını metre olarak bilemezsiniz, ben denizin kaç kulaç olduğunu bilirim."

Cenazede olduğumuz için sıkılımsı, zoraki gülümsemeler. Derken söz Cami minaresine geliyor. Cami minaresi yeni yapılmış, oradaki grup, minareye bakıyoruz. Birisi emeği geçenlerden Allah razı olsun. Diğeri, ölülerine rahmet olsun. Bir diğeri, Minaresiz caminin hiç değeri yok diye konuşmalar devam ediyordu.

Hamdi Amca," Siz nereye bakıyorsunuz? diye sordu. "Minareye bakıyoruz" dediler. Hamdi Amca, "Ne görüyorsunuz" dedi. "Minareyi görüyoruz" dediler. Hamdi Amca, bana döndü, "Sen ne görüyorsun ?" Benim için de zor bir soruydu ,belli ki bir eksiklik vardı, ama ben de "bir şey göremedim" dedim.

"He he!" dedi. "Hepinizin gözü sadece bakıyor, görmüyorsunuz, bakar körsünüz, minarenin Alemi eğri" dedi.

Hakikaten caminin minaresinin alemi eğriydi. Hamdi Amca'yla şakalaşanların, hiç birimizin gözleri, minareye sadece bakmıştık.Alemin eğriliğini görememiştik.

 

BİZ SENİ İSTEMEYİZ

Yıl 1965, Aralık ayındayız. Ben henüz sekiz yaşındayım. Şıhlıda, Keleşu Mustafa Dural Abimizin düğünü var. Anamla ben de düğündeyim. Köy düğünlerini kemençeli, davullu, zurnalı biliyordum.

Düğün evine vardık. Şalaklı dan, Karadere den aşağısı, deniz kıyısından yukarısı düğüne akın etmiş geliyorlar. Gözüm, kemençe davul, zurna arıyor göremiyorum.

Düğüne gelenleri, "ya hu ya men hu la ilahe illa hu" diyerek, dört kişilik ekip koro şeklinde çağrışarak, karşılıyorlar. Bu koroyu ilk defa görüyorum, söylenenleri ilk defa duyuyorum. Yanımdaki Hasan'a soruyorum. Hasan benden iki yaş büyük. "Bunlar, ne diyor, kime çağırıyorlar" diyorum. Hasan cevap veriyor. "Melegu Melegu" diyorlar. "Her halde Melegu Mehmet Amca'ya çağırıyorlar." Melegu Mehmet Amca, ortalıklarda yok.

İlkokul dördüncü sınıfına geldiğimde, söylenenin ilahi olduğunu öğreniyorum. İlahiyi okuyanlar ise: Paşalu Mehmet Dikmetaş Amca, İlyas Kulak Amca, Recep Karaal Amca ve Haydar Demir Amca'ydı.  Onların "ya hu, Ya men hu" söylemleri, bizim kulağımıza Melegu der gibi gelmişti, çocukluk işte.

Yıl 1990,Karadere Köyü ilkokulu'nda görev yapıyordum. Hacı Gör Öğretmenimle birlikte görev yerimize gidip geliyorduk. Maksutlu Köyü'nde Köksal isminde, çok çalışkan Bulancaklı bir imam arkadaş görev yapıyordu. Cami lojmanını tek başına bitirdi desem yeridir. Köksal Hoca, Erzurum İlahiyatı kazanmıştır. Okulu bitirmiş, şu an Samsun ilinde görev yapmaktadır. Kendisine selamlarımı iletir, başarılar dilerim.

Köksal Hoca, köyde bir mevlit de, sohbet ederken, Kuranın parayla okutulmasının, Dinimizce uygun olmadığını, kimseleri kırmadan örnekleriyle açıklamıştır. Halkın, camiye, lojmana, minare yapımına ise para yardımı yapabileceğini, bununda dinimizce çok makbule geçeceğini örnekleriyle belirtmiştir.

Mevlit dağılmış, Allah Kabul etsin dualarıyla birlikte, herkes evinin yolunu tutmuştu. Köksal Hoca da lojmanına gelmiş, yatmıştı. Sabah namazı vakti gelmiş, Köksal Hoca yatağından kalkmış, Abdestini almaya başlamıştı. Birden kapı çalınmıştı. Abdestini bitirmiş, "Kim O" diye seslenmişti. Kapı da henüz ışımamıştı.

 

                "Benim" demişti, Haydar Hoca, "aç kapıyı." Köksal Hoca, kapıyı açmış: "Hayır ola, Haydar Hocam, bir şey mi oldu? Ölen, yiten mi var? demişti. Haydar Hoca, "Sen akşam, mevlit de ne dedin öyle. Devlet senin maaşını veriyor. Ya biz ne yapıcaz? Köyde nasıl geçinicez? Bir daha böyle konuşursan, biz seni köyde istemeyiz" demiş, Köksal Hoca da şaşırıp kalmıştı.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile