Hikayeler – 5

BE HERİ GUMACUĞUM

Hasbal'ın Yusuf Amca'nın eşi Güller Yengemiz Fehmi'nin Ayşe Yengemizin evine gider. Hoş beşten sonra isteği sorulur, Güller Yenge kedi yavrusu almaya gelmiştir.

Güller Yenge yavru ile ilgili soruları da sormaya başlamıştır.

-Fehmi Gızı, yavru içeri pisliyu mu?

-Bunun anası sıçan tutuyu mu?

-Tencere deviriyu mu?

-Külekte yoğurt bozuyu mu?

-İçerde gezinüken bağırıyu mu?

Fehmi Gızı Yengemizin tepesi atar. "Beheri gumacuğum" der. "Alacağın kedi yavrusu, ben sana gız vermiyum ya, işine gelirse eğlersin, işine gelmezse goy verirsin" der.

CAHİLLİĞİ GEÇMEDİ Mİ?

Çakır Mehmet Amca'nın sap otluğu fidesi evinin önündeki tarlasından kaybolur. Mehmet Amca, sap otluğu fidesini aramaya başlamıştır. Mısır sapları biçilmediğinden, sap otluğu fidesini bulmak o kadar kolay değildir.

Mehmet Amca'nın sap otluğu fidesini aradığını mahallede duymayan kalmamıştır. Sap otluğu fidesini alan, yakalanacağını anlayınca, fideyi Amadu Mehmet Amca'nın tarlasına getirip bırakmıştır.

Gidip Çakır Mehmet Amca'ya da söylemiştir. "Sap otluğu fidesini başka yerde arama, Amadu Mehmet'in tarlasındadır."

Çakır Mehmet Amca, Gırana gelmiş, "Ura Amadu Memet" diye çağırmaya başlamıştır. Amadu Mehmet Amca'nın eşi Kadun Yenge, çağırtıyı duymuş, "Kimu çaran" diye seslenmiştir. "Benim" demiştir "Çakır Mehmet Amca. "Gocan evde mi?" " Evde de hasta yatıyu" demiştir, Kadun Yenge.

"O'na söyle, ya fideyi getirsin, ya da parasını" der, Çakır Mehmet Amca. Kadun Yenge bu söylemden bir şey çıkaramamıştır. Olayı öğrenmek için eşi Mehmet Amca'ya sorması gerekecektir. Çakır Mehmet Amca'nın da sakinleşmesi için "Memet Aga, O cahil, cahil" der.

Bunun üzerine Çakır Mehmet Amca," İki kere evlendiye, bunun hala, cahilliği geçmedi mi?" der.

FEHMİNİN AYŞE Mİ SANDIN?

Amadu Mustafa Hoca Amcamız, iki evlidir. Gıranda Emine Yengemizle oturmaktadır. Fehmi'nin Ayşe Yengemizden de haber almaktadır. Fehmi'nin Ayşe Yengemiz, Kedi ve yavrularını çok sevmektedir. Onları el bebek, gül bebek elleriyle beslemektedir.

Bir yağmurlu günde, Mustafa Hoca Amcamız, Ayşe Yengemizin yanına inmiştir. Kemer ocaklığının altında Ayşe Yenge, ateşi yakmış, ekmek sacını, saciyekin üzerine koymuş, erşünle ekmeklerin ortasındaki Gıliği çevirirken Mustafa Hoca Amcamız içeri girmiştir.

Ayşe Yenge "Hoca hoş geldin, ne hayır mı? Gel bakalım" demiştir. Hoca Amcamız "Sağ ol, hal hatır sormaya öylesine konuşmaya geldim" demiştir. Hoca Amca da kemerin altına oturmuş, Ayşe Yengeyle dereden sudan, uşaktan devşekten konuşmaya başlamışlardır. Bu arada ekmeklerde sacın üzerinde kızarmaya, kızarmasıyla da mis kokusu yer yarmaya başlamıştır.

Kedi ve yavrular, kokuyla birlikte onlarda içeri doluşmuşlar miyav miyav, mırr mırr diye hırlaşmaya başlamışlardır. Kedi ve yavruların mırıltısından, Ayşe Yenge'nin söylediklerini, Mustafa Hocamız duymaz olmuştur. Kedilerin mırıltısından, hırlaşmasından rahatsız olmuştur. Seslerini kesmek istemiştir.

Elini ekmek sacının üzerine uzatmış, ekmek sacının ortasındaki kaynar Gıliği almış kedi ve yavruların önüne atmıştır. Kedi, Gıliği yavrulardan önce kapmış, kapmasıylada kaynar Gılik kedinin dişlerine yapışmış, can havliyle bağırmaya başlamıştır.

Ayşe Yenge, kediye dönmüş: "Be Gumacuğum, Fehmi'nin Ayşe mi sandın soğutup ta önüne guymaya" demiştir.

               DÖRT DÖRTBUÇUK ALIR

Salih Gör Öğretmenimiz, lise birinci sınıfta okurken Kompozisyon dersinden ikmale kalmıştır. Baba Ahmet Amca da "…na godumun oğlu, bi dersi de veremedin, bi dersten ikmale galunur mu ?" diye sürekli sitemde bulunmuştu.

Mehmet Dural Öğretmenimiz de öğretmenlik görevine başlamıştı. İkmale kalmak, Salih Öğretmenimizin tabiî ki işine geliyordu. Ders çalışacağım diye inek yaymadan kurtuluyordu. Ahmet Amca, Mehmet Öğretmenimize tembih te etmişti. "Memet, yenim; bizim Salif, Kompostudan mı? Ne  kalmış, yanına gönderiyim de öret, ne olur" demişti.

"Ne demek demişti "Mehmet Dural Öğretmenimiz, "Salı, Cuma günleri hariç, diğer günler gelsin." Ahmet Amca da eve gelip oğlu Salih'e söylemişti.

Salih, Trabzon'a gitmiş, örnek kompozisyon kitabını da alıp gelmişti. Ders verme işi Keleşu Ahmet Amca'nın yanında olmazdı tabiî ki. Çayan Ali Amca'nın harmanı en uygun yerdi. Ahmet Amca, bu iyiliğin altında kalmazdı. Dağdan ders verme yerine katırla odun taşıyacaktı.

Salı günü çarşıda Salih’le Mehmet Dural Öğretmenimiz anlaşmışlar, ders verme yarın başlayacaktı. Salih, "Mehmet Hocam sazını da getirmeyi unutma" demişti. Yarın olmuş, Çayan Ali Amca'nın harmanında ilk ders başlamıştı. Mehmet Dural öğretmenimiz saz, Salih talebe ise kaval çalmışlardı.

Kompozisyon kitabını ise Salih, kurs öğretmenine yaz boyu, kurs süresince göstermemişti. Mehmet Dural Öğretmenimiz, tabiî ki Salih'in inek yaymadan kaçtığına kursa geldiğini biliyordu. Kurs sazlı, sözlü, kavallı devam etmişti.

İkmal sınavına girme zamanı da gelmişti. O yıllar başarı 10 luk not sistemiyle değerlendiriliyordu. Salih, kompozisyon kitabından bir tasviri, noktasına virgülüne kadar tıpa tıp yazıp, kurs öğretmenine getirmişti.

"Mehmet Hocam" demişti. "Bunu, ben yazdım al oku, not ver bakalım, kaç alır?" demişti. Mehmet Dural Öğretmenimiz kompozisyonu okumuş " Ancak, dört, dörtbuçuk, onu da zor alır" demişti.

               AYAK BASMADIĞIM YER

Magurus İbram lakabıyla bilinen İbrahim Amca'yı yöremizde tanımayan yok gibidir. İlçemizin Kurtuluş Günü kutlamalarının sonunda kurulan halk horanının ortasında oynayıp, taklidiyle beraber, belinden barebellum tabancasını çıkarıp, doh doh diye atışı hala gözlerimin önündedir. İki elini arkasına götürüp, horanı süslemesi, izleyenlerin bakışlarını kendine yönlendirirdi.

Emekli olmuş köye gelmiş, oğlu Oktay'a Jip almıştı. Bir gün çarşıda eğlenmiş, geçte kalmıştı. Duraktakilere sık sık Oktay'ı sormuştu. Şoförlerden birine de sormuş, O da kurtulmak için "Az önce, Caminin kapısında gördüm" demişti.

"Neh!" Demişti, İbrahim Amca." Gidin söyleyin, çabuk buraya gelsin. Beni hayatımda hiç ayak basmadığım yere getirmesin, yoksa oraya gelirsem, adamın etini çiy çiy yerim haa" demişti.

               NİYE YÜZ YIL DEĞİLDE ON YIL

Kaptan'ın Haşim Amca, rahatsızlanmış, oğlu Ali Kaptanoğlu Amca tarafından Trabzon'a doktora götürülmüştür. Trabzon da hastaneye varmışlardır. Doktor, Haşim Amca'yı muayene etmiş, kendisine bir hafta tedavi olması gerektiğini söylemiştir.

O zamanlar, hastanede, hasta yatak odaları olmadığından, mecburen, Trabzon da otelde kalınacaktır. Haşim Amca, oğlu Ali Amca'yla Moloz'a inerler. Meşhur Palas Otel'e yerleşirler. Sabah olunca, hastaneye giderler. Haşim Amca'nın tedavisi olur, akşam tekrar Hasbi Palas Otel'e gelirler.

Gece olmuştur, Yatsı namazı vakti gelmiştir. Haşim Amca yarı baygın vaziyette yatmaktadır. Acısı da, ağrısı da çoktur besbelli. Oğlu Ali Amca, abdestini almış, yatsı namazını kılmış, Amin duasına başlamıştır. Babası Haşim Amca'yı uyuyor biliyordu.

"Ne olur Allah’ım, babama on yıl daha ömür ver Yarabbi!" diye hafifçe sesle, duasını sürdürüyordu.

Haşim Amca, hasta yatağında oğlunun duasını duymuştu. Yatağından hafifçe doğrulmuştu. Duadan hoşlanmamıştı.

 

"Şuna bak! Şuna! On yıl ömür ver diyor Allaha. Niye Yüz yıl ömür ver diye dua etmiyorsun. Ben seni ancak on yıllık ömür için mi büyüttüm bunca yıl? Sittir git, bir daha gözüm seni görmesin" demiş, oğlu Ali Amca'ya.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile