Hikayeler – 2

MAKSUTLUNUN TOPRAĞI

Çakır Ahmet'in Osman Yayla Amca'yı bizim kuşak çok iyi tanır. Osman Amca gibi tarla toprağını işleyen, çalışan nadiren az bulunurdu. Evinin önündeki tarlanın büyüklüğü de o zamanın az bulunur cinsindendi.

               Osman Amca Maksutlu'nun Ağnak Mahallesi'nden evliydi. Aynı zamanda kara taş ustalarının da öncülerindendi. Bahçelere, tarlalara kara taştan bağlak yapardı. Yörede ayak basmadığı yer kalma mıştı. Purlu, saylı, taşlı toprak hoşuna gitmiyordu.

Maksutlu Köyü'nde çalışırken toprağın veriminden, bereketinden mevzuu açılmıştı. Bu topraklarda darının çok olduğu konuşuluyordu. Yanında bulunanlar Maksutlu toprağını bayağı övmüşlerdi. Öğle saatiydi. Güneşte iyice Osman Amca'nın beynine geçmişti. Osman Amca'nın ağzı köpürmüştü. Omzundaki peşkiriyle alnının terini güzelce silmişti.

"Maksutlu'nun tarlasının toprağı mı var? Ben Maksutlu'nun toprağını eski vaktım, takadım olsa bir günde avucumla, dereye saçarım" demiştir.

             BU NAMAZ BİTMEZ

Asım Kırtorun Amcamız, ömrünün yarısını mal pazarlarında geçirmiştir. Genelde dana alım satım işi yapardı. Bu iş için Trabzon'un Vakfıkebir ve Tonya ilçelerine dahi giderdi. Espiye, Tirebolu, Görele, Çanakçı, Beşikdüzü dana alım satımı yaptığı diğer ilçelerdi.

Salı günü de ilçemizin pazarıydı. Sabah ezanı okunmadan köylüler büyükbaş ve küçükbaş mallarıyla, çarşıda pazar yerinde olurlardı.

Asım Amca satın aldığı danaları ortalık ışımadan, şu anki Yeşiltepe Camisi'nin yanındaki küçük obuzun yanına getirirdi. Eskiler buraya " Ostuu Ali Bey'in evinin altı" derlerdi. Danaları burada keser, verecek yerlerine tez elden ulaştırırdı.

Ne var ki dana alım satım, kesim işini yapan bir tek Asım Amca değildi. Bir sürü seyyar kasap vardı bu işi yapan. Dükkân kirası yoktu. Vergi yoktu. Böylesi daha kazançlıydı tabii ki.

Bu durum dükkânı olan kasapları etkiliyordu. Etlerini satamıyorlardı, ellerinde kalıyordu. O zamanın belediye başkanı Yakup Karahacıoğlu Amca'ydı. Kasaplar kaç kere Asım Amca'yı ve diğer seyyar kasapları belediyeye şikayet etmişlerdi. Asım Amca ve diğerleri belediye zabıtalarınca defalarca uyarılmıştı. Hatta Yakup Karahacıoğlu Amca" Bak Asım Efendi, senin hakkında çok şikayet var. Beni de görevini yapmıyorsun diye ulu orta eleştiriyorlar. Bir daha şikâyet gelirse, seni dana keserken yakalarsam hem para cezası keserim hem de mahkemeye veririm" diye uyarmıştı.

Tabii ki Asım Amca bu uyarıyı dikkate almamıştı. Yine Salı günü gelmiş, mal pazarında danalarını almış, kendi kesim yerinede gelmiş, görevini bitirmek üzereyken iki zabıtayla Yakup Amca çıkagelmişti.

Asım Amca bunları görür görmez başına gelecekleri de hesaplamış, hemen kıvrak zekâsını harekete geçirerek, niyetini yapmış namaza durmuştur. Belediye ekipleri de Asım Amca'nın yanına gelmişlerdi.

Asım Amca, namazını kılarken kıldığı rekatlar zabıtalarca sayılmış, zabıtalar" şimdi selam verecek, namaz bitiyor diye "Yakup Amca'yı uyarmasına uyarmışlardı da, Asım Amca selamını verip namaza devam etmişti. Sabah namazı artık teravih namazına dönüşmüştü.

Ekip namazın bitmesini bekliyor, namaz bir türlü bitmiyordu. Yakup Amca "Asım Efendi, sabah namazı bu kadar uzun muydu?" diye sorar. " Bu ne bitmez namazmış böyle" der. Asım Amca selam verir "Kaza namazlarımı kılıyum" der. Tekrar ayağa kalkar, niyetini yenilerken, Yakup Amca "Yeter Asım Efendi, işimizi hal edelimde gidelim" dediğinde, Asım Amca

-" Bana namazımı bozdurma, günahta da kalma, Azrail gibi başımda beklersen, bu namaz hiç bitmez" der.

              GERİSİ YUKA

Maksutlu Köyü'nde eski kuşaktan reçberlikte çalışkanlıklarına göre sıralama yapsak, Ahmet Köşnek ( Moti) Amca ile eşi( Niksa'nın) Ayşe Yengemiz ilk sıralarda yer alır diyebilirim. Bunlar çalışmaya o kadar alışkınlardı. Avara oturmayı hiç sevmezlerdi. Anam da Maksutlu kızıydı. Çocukluğumuzda, gençliğimde Vesile Teyzeme çokça sık gider gelirdim. Ayşe Yengemizi bahçede Ahmet Amca'yla çokca çalışır görürdüm.  "İşten artmaz, dişten artar" diyede öğütlerini çokça dinlemiştim.

Eskilerden kıtlığa dair, yoksulluğa dair hekaları( hikaye) epeyce dinlemiştik. Fındık toplama mevsimi gelmiş, fındık toplanmaya başlanmıştı. O zamanlar yevmiyeli, parayla fındık toplama işi yoktu. Sırayla imeciye gidilirdi. Yardımlaşma duygusu çoktu. Bu günkü gibi her şeye paragözüyle bakılmazdı. Günümüzde en değerli insan, menfaat ilişkisi olduğumuz insandı. Artık değer yargıları buna dönüşmüştür.

Ahmet Amca ile Ayşe Yenge fındık imecesi yapmış, yaşlı ve genç kuşak imeceye gelmişler, türkülü, naralı fındığı toplamaya başlamışlardı. Ayamda(hava) çok sıcaktı. Öğle vakti gelmiş, Ahmet Amca gençlere " Uşak, gelin sefere gidin, Niksa Gızı da yemeği getirsin" der. Gençler sefere gider, fındıkları harmana dökerler, Ayşe Yenge de şeleğin içinde yemeğini fındık bahçesine getirir. Ahmet Amca'yla kısa fısıldaşmalı konuşurlar.

Yere bez konulur, yaşlı ve genç kuşak birlikte oturulur, yer sofrasında 10-12 kişi vardır. Ayşe Yenge ilk servisini yapar. İlk yemek servisi, güzelim dut pekmezi ile, fasulye turşusudur. Afiyetle yenmiştir. Ayşe Yenge ardından güzelim Unnama'yı ikram eder etmez, Ahmet Amca," Niksa kızı ayranı sulandır, uşak bol derin içsin ,teleseliğini gidersin" demişti.

Ayşe Yenge" Yeyin Uşaklar yeyin, gerisi yuka" diye konuşmuştu. Yaşlı kuşak durumu anlamış unnamayı sulandırılmış ayranla çala kaşık yemişlerdi.

Gençler İse, Ayşe Yenge'nin sözünü geride ballı yufka yemeği var şeklinde anlamış, unnamadan dil ucuyla yemişlerdi. Unnama bitmiş Ahmet Amca, " Afiyet olsun uşaklar, hadin kolay gelsin az hava alında gelin" deyince: Gençler" Ayşe Yenge, hani Yufka, bize demin gerisinde yufka var demiştin" diye söylenmişti. Ayşe Yenge" Ne yufkası, ben size unnamadan yeyin uşaklar, gerisi Yuka demedim mi" der.

 

             AKLIN ERMEZ

Eskiden ilçemizde binaları kalfa denen inşaat ustaları yapardı. Mehmet Ergin (Mamudu-Melegu) Amcamız, ilçemizin en meşhur ustalarından, kalfalarından biriydi. Köyümüz halkından ekibini de kurmuştu. Ekibinde Hasan (Daştan) Günay Amca, Ahmet Günaydın Amca, Yakup Torun Amca, İdris Torun Amca gibi büyüklerimizde çalışırlardı. Kimsenin iş bulamama korkusu yoktu. Mehmet Amca sürekli iş alıyordu. İlçemizin sayılı, aranan kalfasıydı. Köyde büyük küçük boşta insan oldu mu, hemen benimle çalışalım derdi. Kimseyi boşta bırakmazdı.

Mehmet Amca'yla çalışmak ayrıca bir zevkti. İnşaatların kat dökümlerinde ara sıra işçi eksikliği çekerdi. O zaman imdata biz yetişirdik. Kolamızı alır, sigaramızı yanımıza bırakır, ben size iş öğretemem der, yanımızda durmaz kahveye 66 oynamaya giderdi. Mehmet Amca'yla çalışan ondan kolay kolay ayrılmazdı.

Ahmet Günaydın Amca da" Ben, Mamudundan başkasıyla çalışmam" derdi. Mehmet Amca, Ahmet Amca’dan Ahmet Amca, Mehmet Amca dan çok memnundular.

Emine ( Aba Kızı) Günaydın Yengemiz de Ahmet Amca'dan memnundu da, Ahmet Amca'nın usta olamamasına kızıyordu. Ustalar, 10 lira fazla gündelik alıyorlardı. Ara sıra bizlerin yanında da söylenirdi:

-" Bizim Amet, ustalığa başlıyamadı" diye.

Ahmet Amca " Senin aklın ermez" demişti, böyle işlere." Gız, ben ne yapıyum biliyu musun?" demişti. Emine Yenge" Ne yapıyun" demişti. Ahmet Amca

-"Ben bir iki torbalık harcımı yapıyum, tuğlaları da ustanın yanına getiriyum, sigaramı içe gene akşama kadar gölgede oturuyum, ustalar mı? La havle çekerek akşama kadar, güneşin altında tuğla örerken anaları ağlıyu" demiştir.

             YUSUFU NE ZAMAN GÖRÜCEN

Köyümüzün İlkokulunda görev yapıyordum. İlk teneffüs yarım saatti. Mezarlığımızı gezer, merhumların mezar taşlarına bakar, onların hayalleriyle konuşurdum. Kimi zamanda okulun yanındaki tahta oturakta oturur, laflanmaya adam arardım. O saatte yoldan geçende pek olmazdı. Ara sıra Cin Taşı'na Kıran Mahalle'ye kadar varırdım.

Yusuf Kavcı Amca, çok ekmekliydi. Beni görür görmez, gelinine çağırır, çay içirmeden bir lokma ekmek yedirmeden bırakmazdı. Hatun Yenge de kulağı bekelmiş, söyleneni duymuyordu. Sürekli kendisi konuşuyordu. Beni gördüğü zaman oğlu gardiyan Ahmet Abiye benzetiyordu.

Yusuf Amca onu, Ahmet'in yanına göndermiyordu. O'nun da Ahmet'ini  göresi geliyordu besbelli. Okulda okuyan üç tanede torunu vardı. Her gün okula geliyor, sınıfa giriyor, torunlarından haber alıyordu. Okulda zaten 10 öğrenci vardı. Kalan yedisini benzetmeyle hangi sülaleden olduğunu söylüyordu.

Hatun Yenge pire gibiydi. Yaşına göre çok hızlıydı ve çok sevimliydi. Bir gün yine okula gelirken, onu sınıfın penceresinden görmüştüm. Çocuklarda görmüş, öğretmenim, İsmaillerin baba annesi geliyor demişlerdi. Ben de çocuklar üçünüzde sıranın altına saklanın, sizi görmesin bakalım ne yapacak demiştim. Hatun Yenge sınıfa girmiş, dillerini alt dudağında kıvırarak, öğrencileri gözleriyle süzmüş, torunlarını görememişti." Hoca" demişti bana." Nerde bizim uşaklar! Valla bizim Yusuf diken diken, zehir zehir. Garışmam sonra uşaklar kaybolursa, Yusuf seni girebiyle keser" demişti. Sonra sınıfta "İsmail, İbrahim, Melike " diye bağırarak çağırmış, ben de artık çıkın çocuklar demiştim. Çocukları görünce gülmüş, kulağı işitmemesine rağmen, kendisine şaka yapıldığını anlamıştı. Dönüp eliyle bana vurmuştu.

Hatun Yenge epeydir okula gelmez olmuştu. Hastaydı besbelli. Okula gelecek takadı yoktu. Bir gün yine oğlu Ahmet'i göresi gelmişti. Hasta yatağında " Yusuf " demişti." Ben oğlumun yanına gidicem" diye tutturmuştu. Yusuf Amca kafasını sallayıp,"olmaz" demişti. O da üstelemiş kafasına darbeyi yemişti. Yusuf Amca sinirinden kendisini tutamamış başına vurmuştu bir kere. Hatun Yenge'nin başı acımıştı besbelli.

Ben okul bahçesindeydim. Çocuklar koşarak yanıma gelmişlerdi. "Öğretmenim, İsmail'in babaannesi tahta oturakta oturuyor" dediler. Hemen yola çıktım. Bir şeylerin olduğu belliydi.      İşaret ettim ne oldu diye. " Heç dedi ne olucak, Uşağı kazanırken kazandı. Şimdi beni yanına göndermiyu. Takadım yok okula da gelemiyum. Allahım! dedi, şu bizim Yusuf'u ne zaman görücen" Gözlerini bir süre mezarlıktan ayırmayarak, kendi kendine mırıldandı. Kim bilir neler söyledi.

              HAYDARPAŞA TRENİ

Bizim Nazmi Kırtorun Abimiz, günlük yaşamında boğazına çok düşkündür. Et, işkembe, ciğer, balık ve tavukla yapılan yemek çeşitlerini bir aşçı edasıyla tarif eder. Kendisi de güzel yemek yapar. Çarşıya indiğinde ilk önce balık satan dükkanları ve seyyar balık satanları kolaçan eder. Zira et işinden biraz feragat etmiştir. Doktor yememesini tembihlemiştir. Ara sıra kaçamak yapıp yinede köfte ve lahmacun yemektedir.

Nazmi Abimiz, Yücel İlkokulu'nu bitirmiş, Merzifon'a askeri ortaokul astsubay hazırlama sınavına gitmiştir.Yanında da Çakuru Mustafa Abimiz vardır. O da o yıl ortaokulu bitirmiş, askeri lise sınavına gitmiştir. Her ikisi de yazılı imtihanı kazanmışlardır.

Okullara kayıt yaptırmak için, Samsun'a tam teşekküllü hastahaneye rapor almak için gelmişlerdir. Samsun'da muayene olmuşlar, yalnız göz doktoru olmadığı için Sivas'a sevk edilmişlerdir. Samsun dan Sivas'a gitmişler, orada Mustafa Abi göz muayenesinde elenmiştir. Nazmi Abimize öğrencilerin kalabalıklığı yüzünden o gün sıra gelmemiştir. Yarına kalmıştır. Mustafa Abi de mecburen kalacaktır.

Sabah olmuş rapor alacak öğrencilerin çokluğu Nazmi Abiyi korkutmuştur. Ağlamaklı şekilde orada nöbetçi duran, rütbesini sonradan öğreneceği baş çavuşa yaklaşmıştır. Başçavuşa derdini anlata bildiği kadarıyla anlatmış, başçavuş ona "nerelisin" diye sormuştu. O da "Giresun- Göreleliyim" demişti. Başçavuş elindeki raporla birlikte Nazmi Abiyi göz doktoruna ulaştırmış muayenesini yaptırmıştı. Nazmi Abi gözden de sağlam raporunu almış, askeri ortaokula girmeye, kayıt olmaya hak kazanmıştı.

Mustafa Abi O'nu tebrik etmiş, Sivas'tan Samsun'a tren biletini de almışlardı. Bu sırada Nazmi Abinin karnı acıkmış, köfte kokusu da rüzgarla birlikte burnuna gelmeye başlamıştır. Tren de hareket etmek üzeredir. Mustafa Abi trene binmiştir. Nazmi abi, köfte kokusunun geldiği yöne doğru gitmiştir. Ne varki tren O gelene kadar, Sivas Garı'ndan hareket etmiş, trenin olduğu yere İstanbul Haydarpaşa'ya gidecek tren gelmiştir.

 

Nazmi Abi, köftesini yarı yemiş halde gelmiş trene binmiştir. Tren de hareket etmiştir. Trende bütün vagonlarda Mustafa Abiyi aramış, ama bulamamıştı. Trende ağlamaya başlamıştı. Bunu tren görevlisi görmüştü. Niçin ağladığını sormuştu. O da arkadaşını kaybettiğini söylemişti. Tren görevlisi "sen nerede ineceksin, nereye gidiyorsun?" diye ikinci sorusunu sormuştu. O da "Samsun da ineceğim" deyince; tren görevlisi "ne Samsun'u be, bu İstanbul Haydarpaşa'ya gidiyor"demiştir . "Ama korkma der, seni ilk durakta indireceğim. Orda bekleyeceksin biraz. Oradaki görevli seni gelecek Samsun trenine bindirecek " der. Samsun trenine ve Samsun garına haber verilir. Mustafa Abi, Samsun garında Nazmi Abiyi bekler, birlikte Görele'ye gelirler.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile