Hikayeler – 1

MÜSLÜMANLARIN RUHU

Halam Hanife Günay (Arzu kızı, Mehmet’le Ömer'in babaannesi), kardeşi Mustafa Amcama İncirli Kaş'tan doğru çağırır.Ay Ramazan ayıdır.

-"URAA Mustafaa gardaşım; ne yapıp, ne ediyun?

Amcam:

-"Heç bacım, ne yapıp ne ediyim; bi şey yaptığım yok." Diye çağırarak cevap verir.

Halam bu kez yine seslenir.

-"Bana bi hatim oku, okuduğunu bileyim. Yerine sana keten göynek veririm"der.

Aradan belirli bir zaman geçer... Keten gömleğini getirir amcama verir. Bir hafta falan aradan bir zaman geçer.  Halam yine İncirli Kaş'a gelir.

- "Gardaşım Mustafa" diye tekrar çağırır. Amcam "-eyy" diye seslenir.

-"Hatimi okudun mu?"

Amcam:

-"Okudum da Peygamber Efendimizden beri, bütün müslümanların ruhuna bağışladım" der. Halam bağırarak cevap verir.

-"Çabuk keten göyneğimi bana getir, babasının azına s.çtığım seni. Göyneği sana ben mi verdim yoksa Peygamber mi?"der. 

 

CEMEKLE LÖKÜSÜN PAYI

Necati TORUN Abimiz, o yıllar İstanbul Eyüp'te demir döküm fabrikasında çalışmaktadır. İşçi sendikacılığının da Taksim'e  hak aramak için çıktığı yıllardır. Yazın köyümüze izne gelmektedir. Dere balıkçılığına da oldukça meraklıdır ve iddialıdır.

Bir gece Necati Abi, ben, İdris Amca'nın Hasan ve Mehmet'le köyümüzün deresi Kuyu Deresi'ne cemekle balık avlamaya gitmiştik. Necati abimizin güzel bir lüks lambası da vardı. Yapca Gilin Değirmeni'nden başlamış, Aligara altında Hasan Ağzı Gölü'nde balık avlamayı bitirmiştik. Gece saat ikiye de gelmişti. Bir fındık sepeti balık tutmuştuk. Hasan'ın elindeki cemek çataldan bozmaydı. Necati Abi ile Hasan balıkları cemekle avlamışlardı.Benle Mehmet ise balık sepetini değişerek taşımıştık. Lüks lambasını da iki cemekcimiz değişerek taşımışlardı. Biraz dinlenme molasından sonra Necati abi söze başlamıştı.

-"Biz dört kişiyiz ama üç eviz" demişti. "Bu benim elimdeki cemeği var ya, babam gemide çarkcı başına yaptırmıştı. Lüks lambasını da İstanbul’dan getirdim. Bu lüks lambası olmasaydı bu kadar balık avlayamazdık" demişti. "Üç ev payı, bir cemeğin payı, bir de lüks lambasının payı balığı beşe pay edeceğim" demişti. Ben, Hasan ve Mehmet bu zamana kadar kardeş payını öğrenmiştik. Öylece birbirimizin gözüne bakagene kalmıştık. Balığın beşte üçü bir kişiye, beşte ikisi de üç kişiye pay edilmişti.

Ayağımda  guvaldama Trabzon lastiği içinde vıcırdayan ayaklarım; Topculu'nun yokuşunu çıkarken işçi sendikalı Necati Abimizin balık payına aklım bir türlü ermemişti. Bu günün işçi sendikacılığının ve yöneticiliğinin temelini Necati abimiz taaa o günden atmıştı.

 

GİREBİ SAPLIĞI

Çocukluğumuzda gündüz ve gece komşuların kiraz ağaçlarına çıkmak ve yemek en büyük çocukluk zevklerimizden biriydi. Büyüklerimiz de buna önlem alır, kiraz ağaçlarını dikenle ve ısırgan otuyla sararlardı. Kirazlar için sadece çocuklar değil, kuşlar da tehlikeydi. Kuşlar içinde takildirik denilen rüzgarda tak tak diye ses çıkaran tahtadan alet yapılır, kiraz ağacının tepesine takılırdı. Hasbalın Yusuf Arslan Amca en iyi takildirik yapan ustalardan biriydi. Çok güzelde şelek ve fındık sepetide yapardı. Tahsin Yayla ve Mahmut Kırtorun ise mahallemizin bizden küçük afacan çocuklarıydı. Kirazların olmaya başlamasıyla, Yusuf Amca'nın takildiriği kiraz ağacının tepesinde tak tak ötmeye başlamıştı.

Burada ismini yazmayacağım çok sevdiğim arkadaşımla Yusuf Amca'nın takildiriğine plan hazırlamıştık. Önceden gezmiş kiraz ağacının dikenlerle sarılı olduğunu görmüştük. Kiraz ağacı da çok kalındı. Çıkmak mümkün görünmüyordu. Çaresini de bulmuştuk. Bizdeki elma toplama iskelesini ikimiz zar zor götürüp ağaca dayamıştık. Artık kiraz ağacına çıkmak kolaydı. Yusuf Amca'nın evinin açık penceresindeki öksürüğü bize kiraz ağacında gibi geliyordu. Kirazlardan biraz yemiş takildiriği de usulcacık çıkarıp yere indirmiştik. Elma iskelesini eve getirmiş, tekrar takildiriğin yanına dönmüştük. Takildiriği Hüseyin Torun Amca'nın kirazına getirip takmıştık. Sabah olmuş takildiriğin ses yönü değişmişti. Anam da" İsin Emi de takildirik takmış ağaca artık kuşlar ve alagarga bizim kirezi yerler"diye sıkıntıya düşmüştü.

Sabahleyin Şenel Abi'nin yanına gitmek bahanesiyle Yusuf Amca'nın nabzını ölçecektim. Evden çıkmış Yusuf Amca'nın kapısına varmıştım. Yusuf Amca dut ağacının dibinde şelek-sepet yapmak için ham fındık çubuğu yonuyordu.

-"Yusuf Amca kolay gelsin" dedim. Sağol mağol demedi."Şenel Abi nerde" diye söylendim, “moralin bozuk gene bir şey mi oldu?"dedim.

-"O tasin'le Mamut varya"dedi, "bir elime geçsin habu girebi saplığını kıçlarında kıracağım" dedi". Noldu bir şey mi oldu?" diye sorumu yinelediğimde

-"Benim takildiriğimi ağaçtan indirmişler" diye söylenmişti.

           ALMAN VATANDAŞI

           Kaptan Kaptanoğlu Amcamızın Almanya'ya ilk gittiği yıllardır. Kaptan Amca'ya Rukiye Teyzemizden memleketten bir mektup gelir. Hafta sonudur. Hem gezmek hem de mektubu okumak için ormanlık alana geziye gider. Mektubu okur, oracıkta zarfıyla birlikte yırtar atar.  

           Aradan belirli bir zaman geçer, Kaptan Amca'ya 150 mark ceza ödeyeceği yolunda bir tebligat gelir. Bir alman vatandaşı ormanlık alanda piknik yaparken yerde yırtık kağıtları görür. Hiç erinmeden sabırla incecik, küçücük kağıt parçalarını bir araya getirir.  

             Kaptan Amca'nın adını ve adresini yırtık kağıtlardan belirler. Gider şikayette bulunur. Kaptan Amca neyin nesidir diyerek polise gider. Durumu öğrenince şaşırır kalır. Cezayı da mecburen ödemek zorunda kalır.  

           UCU YIRTIK PARA

           Köyümüze henüz araba yolunun vurulmadığı yıllardır. Ulaşım yaya ve katırla sağlanmaktadır. Yol patika yoldur. Beş altı kişide katır vardır. Katırcılık güzel para bırakmaktadır. Katır el üstündedir. Katırcılığın en geçerli zamanlarıdır. Ata Usta Amca da Taş Boğazı mevkiine eve başlamıştır. Tabii ki kum, çakıl vesair malzemeler katırla taşınacaktır. Diğer katırcılarla birlikte Ahmet Gör Amca da katırıyla birlikte Ata Amca'ya kum ve çakıl taşımıştır. 

           Salı günüde çarşıda yoğurt pazarlığında, sefer sayısına göre gündelikleri alma günüdür. Ata Amca diğer katırcıların gündeliklerini vermiş, elindeki yırtık köşeli 10 lirayı alan olmamıştı. Sıra Ahmet Gör Amca'ya gelmişti. Ata Amca yırtık köşeli 10 lirayı diğer paraların arasına sıkıştırmış, Ahmet Amca'ya uzatmıştı. Ahmet Amca: " Gözüne gurban, bana yırtık, geçmez parayı verme. Senin adamın vardır git zıraat bangasından değiştir de öyle ver" demişti. Ata Amca da " Ben uralarda uraşamam, alırsan al almazsan alma" demişti. Ahmet Amca da kızmış, Ata Amca'yı oracıkta itelemiş, Ata Amca'nın ayağı kaymış, herkesin gözü önünde yere düşmüştü. 

           Ata Amca tabii ki buna içerlemişti. Ahdını Ahmet Amca dan almalıydı. Neşet Kavcı Abimiz bunun için uygundu. Ata Amca " Neşet işin var mı? Seninle bişi görüşcem" demiş, Neşet Abi'ye olayı anlatmıştı: "Bak Neşet, Ahmet beni demin yoğurt pazarlığında, herkesin gözü önünde yere itikledi, eğer bunu güzelce gene bir döversen sana 20 lira para, bi de bi takım elbise" demişti. Teklif çok güzeldi. Hemencecik kabul edilmişti. Görevin behi de alınmıştı. 

           Ne var ki Ahmet Amca, Neşet Abimizin eniştesiydi. Bu duruma Tıkıcın Yusuf Amca ne derdi? Neşet Abi durumu tarttı. Hem aynı köylülük vardı, hem de ikisiyle olan arkadaşlık. Takım elbiseyi herkes ne giyebilirdi, ne de alabilirdi. Kavga işi olmazdı. Behi de almıştı. Alınacak yelekli lacivert takım elbise de vardı. Ahmet Amca'yla görüşmeyi yeğledi. Durumu anlattı, iş anlaşılmıştı. Yarın sabah Ahmet Amca herkesten geç gelecekti. Görevinde yarın sabah yerine getirileceği Ata Amca'ya iletilmişti. Yarın sabah olmuş, köyden çarşıya inen kalabalıkta inmişti. Ata Amca kapılarda oyalanmış, gözünün kenarından gelene geçene de bakmıştı. Tek düşüncesi Neşet Abimizin elinden çıkan Ahmet Amca'nın vaziyetini görmekti. Ahmet Amca kır katırıyla çıkagelmiş, Neşet Abi onu kıranda evlerinin altında, patika yolda döşeme taşların üzerinde karşılamıştı. Ahmet Amca'nın ceketinin sağ kolu çıkarılıp ters çevrilmiş, pantolunun dizleri ve arkası çamurlanmıştı. Ahmet Amca Taş Boğazı'na yaklaşmış "-Oyy anam, Neşet yolumu kesti. Neşet beni öldürüyudu. Alahım ne edim, Neşet kolumu kanadımı kırdıya, Neşet ben bunu yanına bırakırsam bana da Amet demesinler" diye ağlamaklı kır katırının arka üst tarafından, sağ gözü tamamen kapalı, sol gözü kirpikleri hafif açık, yolun alt tarafında Ata Amca'nın evinin kapısını görecek şekilde yürürken, Ata Amca bağırtılı ağlamayı duymuştu. O da çaktırmadan kapıda çangal yüğleyerek ağlamayı dinleyip, göz ucuyla izleyip kafasını sallayarak büyük keyif almıştı."Sen misin beni el alemin içinde iteleyen" diye de mırıldanmıştı. Bak nasıl olurdu adam itiklemek! 

            Neşet Abi'nin Ahmet Amca'yı dövme olayı köyde ve çarşıda çokça konuşulur olmuştu. Ata Amca’dan gelecek para ve elbise bekleniyordu. Bu konuşmalar Ahmet Amca'nın oğlu Salih'i rahatsız etmeye başlamıştı. Salih durumu bildiği halde sabırla söylemiyordu, taa ki değirmene darı üğütmeye gidene kadar. Değirmende konu yine açılmış, Salih de sabredememiş, olayın aslını oracıkta anlatmıştı. Çok tembihli olmasına rağmen tutamamıştı kendisini. Halkın yanında babası için konuşulanlar ağrına gitmişti. Ne olduysa olmuş dilinin ucundan kaçırıvermişti bir kere. Dinleyenlerde haberi tezden Ata Amca'ya ulaştırmıştı.

           Ahmet Amca:"Bizim Salifin azının hargalıklığı yüzünden Neşet bi takım elbiseden ben de kaç günlük yevmüyeden oldum" diye anlatır, ardından da kahkahayı basardı. 

             MEYDAN BEKCİLİĞİ

            Çarşıda eski belediye binasının altındaki köşedeki kahveyi, yeni gençler hariç bilmeyenimiz yoktur. Kahvenin meydan tarafına sandalyeler dizilir, çaylar içilir hoş sohbetler yapılırdı. Bir pazar günü Ahmet Kaçar Abimiz ve üç beş arkadaşı çay içiyorlardı. Sohbette yerindeydi hani. Başıboş köpeklerinde çokluğu meydanda dikkat çekiyordu. Birisi dedi ki "Yahu ne kadar da başıboş köpek var. "Ahmet Abi hemen söze girdi:" Bunlar bu gün meydan bekçiliği sınavına geldiler, sınavı kazanan meydanı bekleyecek."  

 

            Bu söz oturup çay içenlerin hoşuna gitmişti. İçlerinden birisi aklı sıra Ahmet Abi'yi kızdıracak soruyu da sormuştu: "Ahmet Abi, Gacaru sülalesinde hiç adam var mı?" Ahmet Abi yine hemencecik söze girdi:" Sen Gacaru sülalesinden kimi tanıyorsun?" "Gacaru Hacı'yı tanırım" dedi soruyu soran. Ahmet Abi "Hacı ne iş yapar" dedi. "Belediyede çalışır, sokakta başıboş köpekleri vurur." Ahmet Abi, "Hacı, bu zamana kadar sülalende kaç kişiye kurşun attı" diye sözlerini bitirdi.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile