Köyümüzün İlkleri – 2

ADAM GİBİ ADAM AHMET UĞURLU

          28.04.1944 yılında Sağlık Köyü’nde  doğdu. Çocukluğu Camiyanı’nda her çocuk gibi çelik çomakla geçer. İlkokula sekiz yaşında başlar. İlkokulu Hasan Ali Yücel, Ortaokulu Görele Ortaokulu’nda okur. İlkokulu ve ortaokulu köyden çarşıya yürüme gidip gelerek okur. Tatil günlerinde, boş zamanlarında annesinin en büyük yardımcısıdır. Odun taşıma, tarla belleme, hararla kemre taşıma en belirgin yaptığı işlerdir. Artık Lise tahsili için İstanbul’a gitme vakti gelmiştir.

         İstanbul Kabataş Lisesine gider. Liseyi bitirir. Lise tahsilinden sonra İstanbul Hukuk Fakültesini bitirir. Fakülte de okurken tatil zamanlarında sürekli köye gelir. Yine alışık olduğu rutin köy işlerini yapmaya devam eder. 1970 yılında askere gider. Tuzla da dört ay yedek subay eğitiminden sonra İzmir Güzelyalıda on iki ay asteğmen olarak askerliğini yapar, teskere alır. Teskereyi alıp köyüne memleketine gelir. Askerlik dönüşü “doğduğumdan günümüze kadar en rahat yaşamım askerde geçti” diye söylenir. Arkadaşları askerlik anı defterine “Karadeniz’in uslu çocuğu; iri yarı olduğundan yemeklerle doymayıp, lahmacuncu Ramazan’ın devamlı müşterisidir” diye not düşerler. Komutanı Deniz Piyade Kıdemli Albay Zonguldaklı Mustafa Öncü, askerlik bitiminde “Ahmet Bey, çok iyi niyetlisin. Bu iyi niyetinin sivil hayatta çok cemeresini çekersin” der. 

         Askerlik dönüşü avukatlık yapmayı istemez. Rize’nin Çayeli İlçesi’nde stajını tamamlar. Hedefinde hakim olmak vardır. Tayin beklerken Görele Lisesi’nde 1973 yılında bir yıl vekil öğretmenlik yapar. O yıllar köy yollarımız Alacanlı mevkii çamur deryasıdır. Ahmet Uğurlu Ağabeyimizin ayakkabısı Hüseyin Kırtorun (kelçük ) Amca’nın, Dere Kıyısı’nda ki petrol ofisinde durur. Ayağında ki çizmeyi veya içi kırmızı astarlı derbey lastiğini köyden her inişte orada değiştirir okula göreve öyle giderdi. 

        O yıllar, ava da çok meraklıdır. Hafta sonları avcı zaar için, Abdullah kardeşimizi diğer köylere gönderdiği çok olmuştur. Anne amadu gızı Hanife Yenge ise kapıda bacada köpek istemez. Köpeğin ayak bastığı çalıyı dahi yakmaz. Ahmet Uğurlu Ağabey, anneyi üzmek istemez. Av merakından vaz geçer. 

        Köyde en sevdiği arkadaşları, Cülünün Ahmet Amca, Sayitlerin Necmi Ağabey, Hasanu Cemil Ağabey ve Daştanın Muzaffer Ağabeydir. Çömezlerden de Gacaru Tahsin dir.Ahmet Uğurlu Ağabey, bir gün Asim Amca’dan dana eti alır. Gelir evin kapısına asar. Dana etini kedi ve köpeklere yedirecektir. Cülünün Ahmet Amca, gezmeye gider. Evin kapısında asılı dana etini görür. Ahmet Uğurlu Ağabeye döner “itin yerine gapında ben üriyim , eti bana ver Ahmet” der. 

         1974 yılında Elazığ ili Karakoçan İlçesi’nde ilk hakimlik görevine başlar. 1976 Kastamonu Daday, 1981 sonu Ordu Fatsa, 1987 yılı Elazığ merkez dahil ceza hakimi olarak görev yapar. 1989 yılında Samsun’a sulh Hukuk hakimi olarak tayin olur. Fatsa da görev yaparken yüksek köylerden birine keşfe gittiğinde ağuların arasında kendini bal arılarının yumağının arasında bulur. Ağuların arasına dolu şeker çuvalları bırakılmıştır. Çiçek bulamayan arılar rızıklarını buradan çıkarmaktadırlar. Samsun da görev yaparken 18.06. 2004 tarihinde Zonguldak iline tayin olur. Yeni görev yerine gitmez. 2004 yılı sonunda emekli olur. Görele ye yerleşir. Emekliliğin tadını çıkarmak ister. Hafta sonları Topucak ve Karaşeyh yaylalarımız gözünde tütmektedir. Yaylaların tadı da Alman mavzerinden geçmektedir. Ruhsatlı mavzer Bayburt ta bulunmuştur. Emekli Posta memurunda vardır. Anne amadu gızı Hanife Yenge ye “akşama gelirim” diye evden çıkar, Bayburt’a gitmek için Necmettin Yayla hocamla Zigana ya yukarı giderken: “Necmii ! Ben anama akşama geliceğim diye evden çıktım. Akşama eve geri dönmemiz imkansız. Bunun bana ne kadar günahı olur?” der. 

        2009 yılında Görele Belediyesi meclis üyeliğine seçilir. Meclis üyeliği toplantılarında eleştiriler bile seviyelidir artık. Ne var ki 2010 yılının Şubat ayında hastalık teşhisi konur. Giresun,Trabzon, İstanbul ve Ankara dörtgenin de Umuda çare arar. En son durak Giresun Ada Hastanesidir. 10 Mart 2011 tarihinde hayata gözlerini yumar. Sağlam bünyesi yenemez bu sinsi hastalığı. 

        Ahmet Uğurlu Ağabeyi, ortaokul yıllarımda tanımıştım. Cami yanında oynadığımız Yukarı köy, Aşağı köy maçlarında teknik direktörlüğümüzü O yapardı. Futbol sohbetlerinde teşvik primi mevzuu açıldığında “Teşvik pirimi de şikedir. Teşvik primi alan buna alışır, yarında yenilmek için prim alır” demişti. Dürüstlük ve doğruluk yaşamının hep birinci ilkesi olmuştur. Anamın cenazesinde sabahleyin yanıma gelip “Benim anam ölecekti de seninki si yaşayacaktı , nasi yidi ölmeseyidi diye”  esprili söylemi yüreklerimi adete ferahlatmıştı.

         UĞURLU soyadı O’na yaşamında hep uğurlu gelmiş, emekli yaşamında Uğurlu gelmemişti. Topluma kazandırdığı üç hayırlı evladı ile hayattaki sevdiklerini üzmüş, O’nu bekleyen sevdikleriyle buluşmanın mutluluğunu yaşamıştır kim bilir. 

         Hepimiz keşke Ahmet Uğurlu olabilsek. Konu belgesellerden açıldığında “En kızdığım şey, sırtlanların sürekli avcıların avını çalması kişilerde de emsal teşkil etti” diye sitemkar sözleriydi. Mekanın cennet olsun Ahmet Uğurlu Ağabey.