Köy Ve Köylülük Üzerine

Emekli olmadan önce işyerimdeki boş zamanlarım da dahil olmak üzere vakit buldukça okur ve okuduklarımdan sürekli notlar çıkarır, şu konuda yazsam, bu konuda daha çok bilgiye ulaşsam diye kurar dururdum. Artık bol vaktim var, aklıma eseni yapmayı deniyorum. Merakımı gidermek için yazdıklarımı, meraklı olanların merakına sunuyorum. 2000 yılından bu yana internet dergilerinde öyküler, denemeler, makaleler ve şiirlerimi okurlarla paylaşıyorum. Köyümüzün web sitesi olduğuna göre yazılarımı başka adreslerde değil, ilk kez burada yayınlamayı uygun buldum.  

O nedenle, M. Yavuz’a bir kez daha içten ve sevgiyle teşekkür ediyorum.

Bu kez “Köy Ve Köylülük Üzerine” diyerek başladım ve bulduklarımı derlemeyi deneyeceğim.

Başlangıç

Tarih bir bilim olalı beri, tarihe ilişkin yöntem, tanımlama, tarihsel dönemleri ayırma gibi biçimsel ayrımlar da farklılıklar göstermiştir. Köylülük üzerine yazacağım birkaç satıra başlarken kaba bir sınıflama açısından baktığımızda insanlık tarihi, büyük bölümler halinde üç önemli kültür dönemine bölebiliriz. Bunlar, yağma kültürü, tarım kültürü ve bilimsel teknoloji kültürüdür. İnsanlar bu kültür aşamalarının birinden diğerine geçebilmek için, binlerce yıl çabalamak zorunda kalmışlar ve dolayısıyla büyük acılara sebep olmuştur. Örneğin yağma kültüründen tarım kültürüne geçiş, yalnız kişisel ıstıraplarla atlatılmamış, aynı zamanda insanoğluna çok zor gelen, toplumsal yapılarının da tamamen değişmesine neden olmuştur.Çünkü yağma kültürü içinde yaşayan insan, yiyeceğini doğada hazır olarak bulmaya alışmıştı. İşte bu hazıra alışmadan, kendi ürettiği ürün ile yaşama durumuna geçiş, yağma hayatının bütün gereklerini terk etmesini zorunlu yapmıştı.

Yağma kültüründen sitenin doğmasına kadar geçen zaman içinde, yaşam koşulları kullanılan alet edevatın malzemesine, biçimine vb sürekli değişim göstermiştir.  Okuduğumuz tarih kitapları ve sınıfları süsleyen “tarih şeritleri”ni anımsarsak il aklımıza gelen bilgi Taş Devirleri’ni çağrıştırır. Bu develere ad koyan elbette tarihçilerdir. Yoksa insanlar, yaşadığımız bu devir taş devri demiş değillerdir. Günümüzde daha yaşarken, yaşadığımız dönemleri adlandırdığımız gibi o zamanlar ad vermek söz konusu değildi.

İçinde yaşadığımız yakın dönemlere içindeyken ad vermek bizler özgü ayrıcalıklı bir durumdur. “Bilgi Çağı”, “Postmodern Dönem” gibi adlar eski çağlarda yoktu ve bunların adlandırılmaları bilim adamalarının ve bilim çevrelerinin tarihi anlamamızda kolaylık sağlaması adınadır.

Taş devirleri sırasıyla Kaba Taş Devri, Yontma Taş Devri, Cilalı Taş Devri olarak belleklerimize kazınmıştır.  

Kabataş Devri, deyimi, insanlığın en uzun ve en ilkel dönemi için kullanılır. Bu devirde insanlar kendilerini korumak için doğadaki sivri taşları herhangi bir işleme tabi tutmadan olduğu gibi kullanmışlardır. Aynı zamanda yerleşik düzene de geçilmemiş, nerde yiyecek ve av bulurlarsa oraya koşmaktaydılar. Bir yandan beslenme, öte yandan hava koşullarının zorlaması nedeniyle kaçış ve arayış içinde geziniyorlardı. Zaman ilerledikçe taşların yontulması, öldürmeye, kazımaya, kesmeye yönelik işlemlerle taşlara şekiller verilmeye başlandı. Bu devire de taşlara yapılan işlemle insanlığın ulaştığı yaşam kalitesini açıklayıcı olmasına  uygun gelen Yontma Taş Devri denildi.

Tüketici, avcı ve toplayıcıdır. Ekonomik etkinliklerden ötürü göçebe bir yaşam sürmüşlerdir Mağara duvarlarına hayvan resimleri yapmışlardır. Dönemin sonlarına doğru ateş denetim altına alınmıştır. (Ateş önce insanları soğuktan ve yırtıcı hayvanlardan korumuş, daha sonraki dönemlerde ise insanlığın gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Toprak kapların yapımında madenlerin işlenmesinde olduğu gibi) Yontma Taş Devrinin sonlarına doğru buzullar çözülmüş, iklim yumuşamıştır.

İlerleyen yıllarda taş işçiliği doğmuş, tarımda ve başka amaçlarla şekil verilmeye başlanmıştır ki bu devire Cilalı Taş Devri denilmiştir. Taşın yanı sıra ilk defa topraktan da araç gereçler yapılmıştır. (Toprak kaplar yapılmış, seramik sanatı ilerlemiştir.) İnsanlık için güzel bir dönemin başlangıcıdır. İnsan doğanın asalağı olmaktan kurtulmuş ilk defa üretim faaliyetlerini başlatmıştır. Yerleşik düzene geçilmiş ve günümüze kadar gelen köylerin temeli atılmıştır. Yerleşmenin en büyük kazanımı tarımı başlatmış, hayat tarzı değişerek yerleşik yaşama geçilmiştir. Tarımla birlikte besin dünyasına hükmetmeden insanlık, kendisini doyurmakla kalmamış hayvanları evcilleştirerek besleme şansını da yakalamıştır. Yetiştirdiği veya çevresindeki doğal ortamda yetişen bitki liflerinin işlenmesi öğrenilerek elbiseler dikilmiştir. Toplu ve yerleşik yaşam bazı kuralları da beraberinde yaratmış ve insanüstü güçlerin egemenliğini otoritesine ihtiyaç duyulunca ilk totemler ve kural koyucuları da hayatlarına katınca Menhir ve Dolmen adı verilen anıtlar dikilmiştir.

Taş devirlerinin ardından madenlere şekli vermeyi de becermiş insanlık. Ve yine tarihçiler bu devirlere de Maden Devri demeyi uygun bulmuşlar. Doğrusu başka bir adlandırma hiç de uygun olamazdı.

Birinci sırayı bakır madeni almıştır. Çalışılması kolay olduğu için ilk kullanılan madenler bakır, altın ve gümüştür. Ancak doğada fazla bulunması, kolay şekillendirilmesi gibi nedenlerle en çok ve öncelikli olarak bakır tercih edilmiştir. Bakır ve kalayın karışımından tunç elde edilmiş ve böylece daha sert dayanıklı araç gereçler yapılmıştır. Bu döneme “Tunç” adı verilmiş ve geniş topluluklar bir arada yaşamaya başlamış;  karasaban bulunmuş ve tarımda gelişim sağlanmıştır. Tüketim fazlası üretim elde edilmiş bu da ticaretin gelişmesini sağlamıştır. İlk şehir ve devlet şekillenmelerin, sınıfsal keskinliğin bu dönemde ortaya çıktığına tanık oluyoruz.

Asıl önemli gelişmeler ve sanayi devrimini hazırlayan dönüşüm Demir Devrine geçişle yaşanmıştır. Demirin yüksek ısıda işlenebilmeye başlanması ile sanayide önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ticaret hızlanmış ve dönemin sonlarına doğru yazı icat edilmiştir.

Çiftçilik ilk kez 12.000 yıl önce verimli Ortadoğu topraklarında başlamış ve bu tarihten hemen sonra dünyanın altı başka bölgesinde de birbirlerinden bağımsız olarak keşfedilmiştir.  9000 yıl önce Orta Meksika’da, ondan biraz sonra Güney ve Kuzey Çin’de, 7000 yıl önce Orta Andlar’da ve son olarak da, 4500 yıl kadar önce Birleşik Devletlerin doğusunda ve Sahra-altı Afrika’da.

Bu ayrı gelişmelerin hepsindeki ortak nokta, çiftçiliğin son Buzul Çağı’ndan sonra başlaması ve herhalde küresel ısınma ve insan nüfusundaki önemli artışla ilişkili çevresel değişikliklere yakından bağlı olmasıdır. Ancak her bölgede keşfedilen çiftçilik türü farklıydı ve büyük ölçüde yerel bitkiler ve hayvanlar tarafından belirlenmişti: Ortadoğu’da arpa, buğday, koyun ve keçi, Meksika’da mısır, Çin’de pirinç, Sahra-altı Afrika’sında darı ve büyükbaş hayvan. Ayrıca her bölgede insanları, atalarının avcılık-toplayıcılık hayat biçimlerinden vazgeçirtecek kendine özgü olayları yer almış görünmektedir.Demir Çağı’nda da değişik coğrafyalardaki iklim ve çevre koşulları farklı yaşama tarzlarını yaratmıştır. Avrupa karasında ve kıyı yerleşimleri ile bozkır ve savan yerleşimleri önemli ayrımlar sergilemiştir. Avrupa ve deniz kıyısı havzaları korunaklı kaleleri yaratırken, bozkır ve savanlar göçebe yaşamda karar kılmıştır. Avrupa ve benzeşiği yerleşimler erken kentleşmeyi doğurmuştur. Köy ve kentli ayrımının net ve keskin olarak ayrışması bu zamana denk düşmektedir. Village, köy anlamına kullanılırken; Bourg (kasaba) ve (e/burjua, uaz / adj, burjuva, hali vakti yerinde,  kentsoylu, burjuva) kale veya buçların içinde yaşayanlar anlamına geldiğini düşünüyorum. Bilindiği üzere kalelerin içinde sanatkarlar, tüccarlar, yöneticiler barınırken, kale dışında da tarım arazileri, otlaklar dolayısıyla da köylüler yaşıyorlardı. Süreç içinde bu iki kesim uzmanlaştılar ve doğallık içinde yaparak iş bölümü biri birlerini tamamlar hale geldiler.   Burçların içinde yaşayanlar, burçlu anlamına gelecek olan Bourg sözcüğünden türeme, Bourgeois (burjuva) kavramına ulaşılmıştır. (Devam edecek)