Sağlık Köyünde Bayram

Ramazan Bayramının gelmesiyle, gurbetten sılaya bir hareketlilik yaşandı. Bu hareketlilikten köyümüzde nasibini aldı. Kimler geldi: Hayati Kaptanoğlu abimiz, Nedim Torun kardeşimiz eşi ve kızları, Ömer Usta albayımız, Nilüfer Kaptanoğlu kardeşimiz, Özcan Gör kardeşimiz ve oğlu, Mehmet Salih Torun müdürümüz eşi ve kızı, Delikanlı şefimiz Ersoy Torun, Davut Uğurlu öğretmen kardeşimiz, Mustafa Torun kardeşimiz ve eşi, Hüseyin Torun kardeşimiz eşi ve oğlu, Fehmi Menevşe eşi ve oğlu, Necmi abimizin küçük kızı Nesrin ve eşi, Salim Kaptanoğlu kardeşimiz eşi Yasemin Kaptanoğlu ve çocukları, Şenol Uğurlu ve eşi, Sezgin Usta eşi ve çocukları, Ercan Torun eşi ve oğlu, Davut Uğurlu doktorumuz eşi ve çocukları benim gördüğüm bayrama gelenlerdi. Muazzez Günay bacımızla oğlunu az kalsın unutuyordum. Köyümüzde büyüklerimizin evleri, insanlarla dolup taştı. Bölge muhtarımız Ahmet Torun’u ilk defa bayram namazında görememiştik. Fıtık ameliyatı olmuştu, hava da çok yağmurluydu, gelememişti. Sarıyer’deki Telli Baba Türbesi gibi ahali, evine yanına hücum etti. Tabii ki mutlu olmuştur. Bayramın tek eksiği çocukluğumuzun salıncaklarının olmamasıydı. Gelip de göremediklerim de vardı. Aydın Purmut delikanlımız bunlardan birisiydi.

Yağmur nedeniyle camide bayramlaştık. Mehmet Günay kardeşimle birlikte Güllü Teyzemizin elini öpüp, hayır duasını aldık. Güllü Teyze, Sayitler sülalesinin son Osmanlısıdır. Kendisine uzun ömürler diliyorum. Çok hoş sohbet eder, konuştuğu dinlenir. Yaşadığı hiç bir olayı unutmayışı da ne kadarda zeki olduğunun göstergesidir. Bizim köyün iki delisi var adlı hikâyesi de vardır. Hal hatırdan sonra Hanım Günay ablaya uğradık. Bayramlaştık, hazır olan kahvaltı masasına oturduk. Kahvaltımızı yaptık. Kahvaltıda, Necmi Abi’nin fotoğrafı bir şeyler söyler gibiydi. Gülümsüyordu bizlere. Sözünü yerine getireceğimi kalbimde teyit ettim.

Maviş Ekiz Teyzemizin elini öpüp, Allah sizi nice bayramlara çıkarsın duasını aldık. Bir tutam tatlıdan sonra yağmurla birlikte yola koyulduk. Hava Uğurlu ablamızla, Zülfiye Yayla ablamızla, Ayşe Yayla teyzemizle, Fatma Uğurluoğlu ablamızla bayramlaşıp; kalbimizde Hüseyin Uğurluoğlu abimizi yad ederek, O’nunla ilgili anıları konuşa konuşa, hızını kesmeyen yağmurla birlikte merhum büyüklerimize ve delikanlılarımıza selam verdik. Dualarımızı okuduk, bağışladık. Kendi kendimize konuşarak merhumlarla vedalaştık. Fatma Usta ablamızla, Zekiye Usta ablamızla, Emriye Karaal ablamızla bayramlaşıp, Emine teyzeye vardık. Emine teyzenin elini öpüp, çok hoş sohbetini dinledik. Ömer abi de gülümseyen fotoğrafıyla O da dinledi. Hoşça kal deyip, Saime Yayla ablamıza vardık. Saime ablanın da yüreğinde Mustafa’sı vardı. O’nu hiç unutamıyordu besbelli. Bir tutam tatlı yiyerek, hayır duasını alarak Ayşe Yayla teyzemizde soluklandık. Elini öptük hastaydı geçmiş olsun dedik. Tatlılarımızı yerken, gözlerinin ferine baktım, gözleri canlıydı ne de olsa eski kuşaktı, öyle kolay pes etmezdi. O’na benim aşırı derecede saygım vardı. Ben beşikteyken tarla imecimiz varmış, imeci günü beşiğimi ve beni bekleme görevini üstlenmiş, bende beşikte ağlarken babam içeri girmiş. Ne ağlatıyorsun oğlumu diye Ayşe Teyzemi dövmüş, ardından da anamı.

Ayşe Teyzemize, Necmi Hocamıza, Aysun Azamıza iyi bayramlar dileyerek bize geldik. Benim hatunla bayramlaştık. Anam da vitrinden doğru fazla oyalanman, sizi bekliyorum der gibiydi. İkindi vakti ancak yanında oluruz dedim. Küçük Ahmet Torun’la oynadık. Hamdi Torun abimizle, Hanife Torun ablamızla, Salih Torun abimizle Gülüşan Torun ablamızla bayramlaştık. Gülüşan ablanın Hacı Bektaşi Veli  tatlısından yedik. Latif abi, Şükriye ablayla bayramlaşıp, bir tutam tatlımızı yiyip, Sultan Ayşe Torun teyzemizin yanında soluklandık.Bu arada tatlılarda beni tutmuştu. Hadiye kardeşimizin de baklavası güzel olurdu. Baklava yemeyi kurban bayramına bırakarak, bölge muhtarı Ahmet Torun abiye geldik. Geldik ama ne gelme sanki Telli Baba Türbesi. Ahmet abiyi kısmet olursa, ileriki günlerde yad edeceğim. Çok güzel olacak, bir de merhum Ali Çakır Amca’yı. Her ikisinin de köyümüze çok güzellikleri var. Merhum Ali Amca çok da geç kalma diye sanki beni uyarıyor. Ahmet abiyle, Emine ablayla bayramlaştık. Oturup konuşurken, kapı kalabalıklaştı, müsaadeyle çıkıp, Mehmet Torun abimiz ve Hava Torun ablamızla bayramlaşıp, Tumba mahallesine Ayşe Torun teyzemize vardık. Elini öptük. O da ikram yapmak istedi. Su içelim tatlılar bizi susattı dedim. Kalbinde Ali’si vardı. Ağlama dedik. Hepimizin kalbindeydi gençliğin yüz akıydı. Görele halk oyunları ekibinin komutçusuydu o. Kim ula, al oğlum, tak tum komutlarını verir, gelecek figürlere arkadaşlarını hazırlardı. Giresun ili birinciliklerini yıllarca Görele Halk Eğitim Müdürlüğü adına alarak yurdumuzun değişik illerinde yarışmalara gitmiştik. Askerden gelmiş anasına ben evleneceğim diye tutturmuş, ana da evlendirmişti. İyi ki de evlenmişti. Şimdi Küçük Ali düğünlerde kolumda horan oynamaya başladı bile. İlköğretim birinci sınıfa gidiyor.

Yusuf Torun amca ve Yaşar Teyze için müsaade istedik. Yusuf amca’nın, Yaşar teyze’nin elini öptük. Yaşar teyze’nin eli değnekli Osmanlı sohbetini dinledik. Bizleri epey güldürdü. Kadın torun ablamızla bayramlaşıp, Fatma Kırtorun teyzemizin yanına vardık. Elini öpüp hoş sohbet ettik. İznini alarak Ayşe Kırtorun teyzemize vardık, elini öptük. Muzaffer Kırtorun abimizin söylediği “verin bana tüfeğimide şu kartalı vurayım, anam vurayım” uzun hava türküsünü mırıldanarak, Perihan Kırtorun ablamıza uğradık, bayramlaştık. Epeyce şakalaştık. Fadime Kırtorun ablamızla bayramlaşıp, Eyüp Kaptanoğlu amca’ya vardık. Eyüp Kaptanoğlu amca’yla Camide bayramlaşmıştık. Evde yer sofrası kurulmuştu. Misafirler yemeklerini yiyorlardı. Eyüp amca da Hacı Bey ( İbrahim Kaptanoğlu ) abimizi, kemerin altına uzanmış düşlüyordu.

Sofra sanki Sultan sofrasıydı. Bize de yemek teklifi yapılmış, midemiz de yer yoktu. Yağan yağmur biraz duraksamıştı. Saffet amca’yla bayramlaşıp okul yanına merhumların yanına geldik. Merhumlara selamımızı verdik. Dualarımızı okuduk. Galip Çakır abimiz kemençe çalıyordu. Horancı başı Ali, Sinan Akgün delikanlımız kol kola tutuşmuş, Mustafa Kırtorun kardeşimiz ondörtlüyü çıkarmış atıyordu bile. Yüreğimizi sızlattı. Yemek servislerini anamla arzu Ayşe abla yapıyordu. Merhumları yad ede ede, konuşa konuşa Ömer öğretmenimizin yanına indik. Öğretmenimizin ve Nedime teyzemizin elini öptük. Gelenden gidenden konuştuk. Konuşurken Nedim öğretmenim de çarşıdan geldi. Saatte onyediye gelmişti. Ana yola çıkıp yürürken Mehmet Kavcı abimizle, Ali Kırtorun abimizle, Ayten Kırtorun ablamızla, Hanife Kavcı ablamızla, Kaptan Kaptanoğlu amcamızla, Rukiye teyzemizle, Mehmet Kaptanoğlu öğretmenimizle, Özgür Kaptanoğlu kardeşimizle kaşılaştık, bayramlaştık. Bayramlaşmak için evde bulamadıklarımız da vardı. Kimi konu komşuya, kimi mezar üstüne gitmişti. Böylece bir bayramın ilk günü de sona erdi. Yarın da çarşı faslı başlayacaktı. 

Eve geldiğimizde saat onsekize gelmişti. Mehmet Günay kardeşim çarşıya inmek için müsaade istemiş ve yola koyulmuştu. Sadece yazdıklarımla mı bayramlaşmıştık? Tabii ki hayır. Dinmeyen fırtına ve yağmur,bayramlaşmayı birazda zorlaştırmıştı.

Yazdıklarım köyümüzdeki büyüklerimizi yad etmek,siz gurbetteki bayrama gelemeyenlere, köyümüzdeki bayramı yaşatmaktı. Yavuz Uğurluoğlu öğretmenimin birde önerisi vardı. Camiyanı meydanında her yıl kurban bayramının ikinci günü Sağlık Köyü şenliğini yapalım diye. Murat Mehmet abimizin şenlik sunumuna ilk öneri. Bir de Yavuz öğretmenim, okuyucular köy sitesine yorum yazamadıklarını iletiyorlar. Kolaylaştırır ve yorum yazmak için ne yapılacağını açıklarsanız daha güzel olur diye düşünüyorum. Okuyucularımızın da şenlik önerilerini bekliyoruz. Bayramlar bir dönerge. İnsanları birbirine saygılı ve sevgili yapan bir süreç. Anmak ve anılmak. Belki de Sağlık Köyü’nü görmek, memleket özlemini gidermek.

Esasın özü Sağlık Köylülüktür diyelim .Köyümüzde doğup büyüyüp, okuyup değişik bölgelerden evlenip köyümüzle ilişkisi pek olmayan abilerimiz ve kardeşlerimiz mevcuttur. Köy özlemini nefesleri yettiği için şimdi duymuyor olabilirler. Nefesler azalmaya başlayınca ilk akla gelen köy olur. Benim bir amca oğlum vardı da, Kütahya da askerliğini yapmış, Kütahya da memur olmuş orada evlenmişti. Hanımı bir kez köye gelmiş bir daha da köye gelmemeye yemin etmişti, bir daha da gelmemişti. Ortaokulu bitirdiğimde bende Kütahya’nın O ilçesine gitmiştim, ben de orayı beğenmemiştim. Aradan yıllar geçip soluk borusundaki nefesler azalmaya başlayınca köy aklına gelmeye başlamıştı. Bana da gel beni al ben köyümde toprağa gömülmek istiyorum diye mektup yazıp haber göndermişti, ama dileği nasip kısmet olmamıştı. Mezarı şimdi Kütahya’nın O ilçesindedir. İki oğlu vardır. Büyüğü bir şirketin yöneticisi, küçüğü ise öğretmendir. Yengemiz ise abimizin ahından, O öldükten sonra hala dünyalık bulamamıştır. Şimdi nefesi, soluğu güçlü olan abilerimize, kardeşlerimize ve yenge hanımlarımıza duyurulur. Anamın bir sözü vardı herkesçe de söylenen: “Ben bizim tarlada hiç darı ekip, buda(buğday) biçmedim” derdi. Bunlar haddime değil, bayramın hoş görüsüne sığınarak yazıyorum. Çok tilkiler görülmüştür, çok gezip dolaşmışlar ama sonunda hep kürkçü dükkanında soluklanmışlardır. Bilmem belki de ben yanılırım.  Köyümüzde küçücük ev, yılda bir ay her gurbetçimize yeterde artar bile. Köyümüz siz gurbetçilerle güzel…

Köyümüzle ilgili bir kaç haber de yazayım. Merhum Bahtiyar Günay abimizin oğlu Levent Günay Araklı Anadolu Öğretmen Lisesini, Sebahattin Akgün kardeşimizin kızı Bilgen, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi resim öğretmenliği bölümünü kazandılar.

Latif abimizin polis memuru oğlu Hamdi Torun delikanlımız, İsmail Beyi Köyü’nden bankacı kızımız Duygu Kılıçarslan ile evlendi.

Osman Usta abimizin oğlu Ergin, Maksutlu Köyü’nden Esra Çakıroğlu kızımızla nişanlandı. Tebrik ediyor düğünde horan oynamanın özlemini şimdiden duyuyorum.

Oktay(Okay) Yayla kardeşimiz, nazardan olsa gerek aynı yerden ikinci kez bacağını kırdı. Trabzon kemik hastanesinde başarılı bir ameliyat geçirdi. Mehmet Kırtorun kardeşimizin eşi Beysun gelinimiz, talihsiz bir şekilde üzüm ağacından düştü. Bir hafta Giresun Devlet hastanesinde yattı, çıktı. Allah çocuklarına bağışlamış. Kırığı çıkığı yok.

Güllü teyzemizin, Ayşe teyzemizin, Binnaz teyzemizin sağlık durumları iyi. Binnaz Kırtorun teyzemiz de kolunu kırmıştı. O’nu ziyarete gitmiştim. Şükrü Kırtorun abimizin mızrapla sazın tellerine dokunuşlarını izledim ve dinledim. Kendisinin yazdığı ve bestelediği türküyü hem çaldı, hem söyledi. Türkünün sözlerini de yazayım dedim. Sağlık Köyü’nden sadece kemençe sanatçısı değil, değişik saz sanatçıları da çıkıyor. Sanatçılarımızla Sağlık Köyü’nden Sıladan  Gurbete adlı televizyondan canlı yayınlı bir program yapmayı düşünüyoruz, ne dersiniz? Sanatçılarımız kemençede: Sami Günay amca, Burhan Caba, Mehmet Maksutoğlu, Haşim Torun. Zurna davulda: Kemal Usta abimiz, Namık Kırtorun. Kemanda: Ulvi Günay, Sazda: Şükrü Kırtorun. Şiirde Ahmet Kaçar abimiz, Hayrettin Günay öğretmenimiz. Horanda Mehmet Dural, Salih Gör , Hacı Gör öğretmenlerimiz ve tüm Sağlık Köyü gençliği. Köyümüzün yetiştirdiği büyüklerimiz, köy halkı, gelecek gurbetçilerimiz.

Şükrü Hocamızın çalıp söylediği türkünün sözleri:

İNSANOĞLU

İnsanoğlu eder kendi kendine

Bülbülün çektiği avaz dilinden.

İki gözüm yaştan Mecnun’a döndüm

Benim de çektiğim senin elinden.

Bülbüle sormuşlar, yuvan nerdedir

Demiş yuvam yoktur, dalım hardadır.

Garip düşmüş bülbül belli dardadır

Benim de hallarım senin halından. ( söz, müzik: Şükrü Kırtorun)

Gelecekte daha güzel yazı ve haberlerle buluşmak dileğiyle, bir hatamız olduysa affola. Hoşca kalınSağlık Köylü kalın.