Halil TORUN öğretmenim…

Halil Torun Ağabeyimiz, Osdu İsin (Hüseyin Usta) Amca’nın “Bir dervişe, pirin kim  diye sorduğum zaman, eğer derviş bana Torunu Hasan derse, O dervişi ben alnından öperim” sözleriyle yücelttiği ve tanımladığı, İstiklal Savaşı madalyalı Mamuğun Hasan Amca lakaplı bir babanın ve Kaya Gızı lakaplı Hanım Teyzemizin oğlu olarak, yumurta ikizi kardeşi Usdu Güllü Abla ile birlikte 1933 yılının 20 Ağustosunda Çürükeynesil Köyü’nde dünyaya gelir.  Mart 1934 te nüfusa kayıt olur.

            Çocukluğunda çok hareketlidir. Kaşlarda kertenkelelere aman soluk aldırmaz. Çocukluğu çobancılıkla koyun kuzu, sığır otlatmakla geçer. Okula geç başlar. Arzu Mustafa Amcamın yönlendirmesiyle okula gider. İlkokulu Görele de Cumhuriyet İlkokulu’nda okur. Orta okulu Görele de bitirir. Trabzon Öğretmen Okulu sınavına girer, kazanır. Bir yıl Trabzon Öğretmen Okulu’nda okur. Bütün derslerinden geçtiği halde müzik dersinden ikmale kalır. Müzik öğretmeni meşhur Kör Süleyman’dır. Süleyman Hoca’dan müzik dersinden geçmek, müzik yeteneği olmayanlar için mümkün değildir.

             Naklini Erzurum Nene Hatun Öğretmen Okuluna alır. Öğretmen okulunu Erzurum da bitirir. 1954 yılının Eylül Ayı’nda Keşap ilçemizin bir köyünde öğretmenlik görevine başlar. İlk yılı Keşap’ta geçer, stajyerliği kalkar, Eynesil İlçemizin Yukarı Köseli Köyü İlkokulu’na tayin olur. 1955 Eylül’ünde artık Yukarı Köseli Köyü’ndedir. Burada üç yıl öğretmenlik yapar. 

            Halil Torun Ağabeyimiz de bu sıralar Türkan Ablamıza sevdalanmıştır. Geceleri uyku tutmaz, her gece ayrı rüyalar görmektedir. Bir gece rüyasında Kartal Yuva Köyü’nde öğretmenlik yapmaktadır. Sevgilisi Lütfiye, “Halil beni ne zaman gelin edeceksin?” der. Halil Ağabey, sevgilisi Lütfiye’ye” bir plan yapalım” der. Planı birlikte yaparlar. Lütfiye hastalanır. Yürüyemez haldedir. Komşu Osman Amca ile komşu Salih Amca’ya haber verilir. Araba yolu yoktur. Mahalleden tahta ağaç sandalye bulunur. Osman Amca’nın sırtına dokuma kalın iple bağlanır. Hasta Lütfiye, sandalyeye oturur, Osman Amca’nın sırtında yola koyulur. Osman Amca’nın sırtında Lütfiye ses çıkarmaz. Salih Amca, “Osman Aga, sen yoruldun, seni değiştireyim” der. Lütfiye, Salih Amca’nın sırtında ki sandalyeye oturur oturmaz sancılanmaya başlar. “Bunun anca sancısı yoktu tüh be keşke değişmeseydik” derler.Lütfiye, Osman Amca’nın sırtında rahat, Salih Amca’nın sırtında iniltili sağlık ocağına varırlar. 

            Sağlık ocağı doktoru, Lütfiye’yi muayene eder, “siz bunun nesi oluyorsunuz?” Diye sorar. Komşusu cevabını aldıktan sonra, “Bu hastanın bu gece burada kalması lazım. Ailesi yarın haber alsın” der. Osman Amca ile Salih Amca, köye dönerler. Gece olmuştur. Halil Ağabey, bir Jiple Kartal Yuva Köyü’nden gelir. Lütfiye’yi Kartal Yuva Köyü’ne götürür. Yarın olur, Lütfiye’nin anası sağlık ocağına gelir, hasta yatağında kızını bulamaz. Aradan belli bir zaman geçer, Osman Amca, Halil Ağabeyi görür. “Madem ki kaçacaktınız, bana sırtımda çarşıya kadar götürme eziyeti niye ettiniz, yürüseydi de gitseydi olmaz mıydı. Benim sırtımda inilemedi, Salih’in sırtına her çıkışta iniledi” der demez Halil Ağabey rüyasından uyanmıştır. Derin derin soluklanır bir süre. Kalp ritmi hızlı hızlı atmaktadır. Yavaşça divanından doğrulur, bir bardak su içer. Elini yüzünü yıkar kendisine gelir. 

            Bu rüyanın üzerine,  “Allahtan hayırlısı” diyerek ilçemizin Şahinyuva Köyü’ne tayin ister. 1958 yılı Eylül’ünde Şahinyuva Köyü İlkokulu’nda göreve başlar. Rüyası doğru çıkar. 1960 yılında Türkan Abla ile evlenir. Üç yıl burada görev yaptıktan sonra 1961 yılında İstanbul Çatalca Taya Kadın İlkokulu’na tayin olur. İki yıl burada görev yapar. 1963 yılında Alibeyköy Kılıçarslan İlkokulu’na tayin olur. Öğretmenlik yaptığı okula, 1976 yılında müdür olarak atanır. 1995 yılında emekli olur. 41 yıl öğretmenlik dile kolay olmasa gerek.  

             Bir süre önce, amansız hastalığa yakalanır. Şakacı esprili kişiliğiyle yenemez hastalığını. Hastalığını duyduğumda elim varmaz telefona, dilim varmaz geçmiş olsun demeye. Taa Kurban Bayramına kadar. Hastalığını yendiğini müjdeler bize. Köyden havadis sorar. Yüreklerimize su serper. Tekrar yoğun bakıma alındığı haberi gelene kadar. Yine içimizde bir umut, bekleriz. Bankacı Cahit Torun Kardeşimizin 9 Haziran 2010 günü sabahı gelen telefonuna kadar. Cahit’in “Ahmet Hocam, Halil Abiyi kaybettik” sözleriyle umutlarımız da tükenir, biter. 

             Alibeyköy de 32 yıl öğretmenlik yapmış, 47 yıl da oturmuş biri olarak, helalleşmeden köyüne dönmesi, tabi ki uygun olmayacaktı. 10 Haziran günü Karadolap Camisi’nin içi ve avlusu helalleşmeye gelen dostlarına yetmemişti. Beykoz’dan, Sarıyer den, Eyüp ten, Kasımpaşa’dan gelen Çürükeynesilliler cenaze de sanki yabancı misafirdiler. O kalabalığa göre azıcıktılar. Öğle namazı vakti saatine yirmi dakika kala Karadolap Cami İmam Hatibi, Halil Torun Ağabeyimizin, Alibeyköyde ki hayatını, kişiliğini, insanlığını, öğretmenliğini, dürüstlüğünü komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerini anlatır ama bitiremez. Dinden imandan hiç konuşmaz. Öğle namazı ezanı okunur. Namaza durulur. Öğle namazı kılınır. Cenaze namazı kılınmadan önce, imam hatip helalleştirmeyi yapar. ”Keşke her birimiz, Halil Öğretmenimiz gibi olabilsek” diye sözlerini bitirir.  Cenaze töreninde bulunan Ekrem Menevşe Kardeşimiz telefonda bana “Halil Abinin cenaze töreninde o kalabalık cemaatten ve İmam hatibin konuşmasından, Çürükeynesilli ve Sağlık Köylü olmaktan büyük gurur ve mutluluk duydum” demiştir. 

            11 Haziran Cuma namazından sonra Görele de Hasanağa Camiinde kılınan cenaze namazından sonra Sağlık Köyü aile kabristanlığında ebedi ikametgâhına uğurladık Halil Torun Ağabeyimizi. Tüm devre arkadaşlarının törende olması gözlerimden kaçmadı. Göreleli arkadaşları da unutmamıştı O’nu. Onlar da haklarını helal ettiler. 

            Halil Ağabey, Çürükeynesil kültüründen gelme bir şahsiyetti. Her Çürükeynesilli gibi O da şakacı, esprili , nüktedandı. “Diddili kavuğunu sıktığım!  Kışın soğukta furma osuruğu yeykin odunundan daha iyi ısıtır. Bizim Dımbıruğu ne yapıyu? O’nun güzelim şakalarıydı. Sabah namazını kılmaya kalkamayan Türkan Abla’ya “Kalkma, kalkma. Öbür dünyada b.kumu yersin.” Gençlik çağına gelmiş kızına öğüt verirken “Kızım eve erken gel, arkadaşlarını iyi seç. Hareketlerine dikkat et. Yüzümüze laf getirme. Evlendikten sonra, kocanla ne b.kumu yersen ye serbestsin. Yeni tuvaletler ihtiyaç görürken, eski keneflerin tadını vermiyu” özdeyişleri Halil Ağabeyimize has sözlerdi. 

            Halil Torun Ağabeyimizin hayatı sadece bunlar mıydı? Tabi ki hayır. O’nu Sağlık Köyü sitemizde yad etmek, saygıyla rahmetle anmak benim için bir görev ve sorumluluktu. Çürükeynesillilerin ,Sağlık Köylülerin kalbinden hiçbir zaman silinmeyecektir. Ruhun şad, mekanın Cennet olsun, Sana karşı bir hatamız olduysa hatamızı af, hakkını helal eyle olur mu? Halil Torun Ağabey . 30 Haziran 2010 Sağlık Köyü

Kılıçaslan Anıları  

         19 Eylül 1979, 26 Ekim 1985 tarihleri arasında 6 öğretim yılı Halil Torun ağabeyimle görev yapma mutluluğunu yaşadım. Bu sürede birçok anılarımız oldu tabi. 3,5 yıl süre ile kendisinin müdür yardımcılığı görevini yürüttüm. 

Kendisinin bilindiği gibi en fazla kullandığı küfürlü sözü “gözünü ettiğim” idi. Bir sabah okula geldi. “Ula, Nail artık göze küfür etmeyeceğim” dedi. “Hayrola ağabey ne oldu ki?” diye sorduğumda ” Ne olacak, akşam rüyamda bütün gece gözüme cam kırıkları doldurdular” dedi.

Sabah okula en erken gelen kendisi idi. Bir kış günü yağmur epey yağıyor, öğretmenler hepsi okula ulaşmışlar, öğrenciler sınıflara alınmışlardı. Okula sadece okulumuz hademelerinden Remziye Hanım gelememiş, O da ağır ağır gelmekteydi. Bunu gören Halil ağabey, bütün öğretmenleri sıraya sokar ve kendisi de başa geçerek dikkat komutu çeker ve ” Buyurun Müdüre Hanım, okulunuza hoş geldiniz ” diyerek Remziye Hanım’a esprili bir karşılama hazırlar. Bu kadar hoşgörü ve espri kabiliyeti pek görülesi değildir. Şimdi her ikisi de Allah’ın rahmetine kavuşmuşlardır.

Günlerden pazar, tatilde olsa her pazar olduğu gibi Halil ağabey yine okula bir bakmak için uğramıştır. Bende okul da bir işim olduğu için okulda bulunuyordum. Halil ağabey okulun etrafına baktığı sırada, bahçede bir ağacın üzerine çıkmış bir öğrenci görür ve yanına gider. Çocuğu ağaçtan indirir. “Oğlum adın ne?” diye sorar. Cevap “Adem” dir. Halil ağabey “Ula, Havva nerede?” sorusunu hemen ekleyerek çocuğun kulağına çekmeye başlar. Soru birkaç defa tekrarlanır ve sonunda ağaca bir daha çıkmaması konusunda bir nasihat ile çocuk eve gönderilir. Bende bu sırada arkada kıs kıs gülmekteyim. Halil ağabey neden bu kadar güldün der gibi baktığında, “Ağabey çocuk sana Havva evde dese herhalde daha fazla öfkelenecektin” dedim. O da “niye öyle desin? “diye sorduğunda, “Ağabey çocuğun annesinin adı Havva” dedim ve gülmeye beraber kahkahalarla devam ettik.  

Okulumuz öğretmenlerinden aynı zamanda oğlu Halit’in de öğretmeni Haydar Tanrıverdi (4 yıl önce rahmetli oldu) Halil Ağabeyin odasında diğer öğretmenlerden Feridun Gerdeme, Nevzat Ateş, Hüsamettin Tecimen’in de bulunduğu bir muhabbet ortamında memleketi Malatya’dan epey bir kavurma eti geldiğini söylemesi üzerine, öğretmen arkadaşları da “Haydar, az da bize getir de öğle kavurup yiyelim” derler (Her öğlen okulun kalorifer dairesinde, kışın hamsi yazın ise peynir, üzüm karpuz vs. yenirdi) Haydar Hoca ise bu isteğe “Hastirin ibneler, size kavurma yedirir miyim ben!” şeklinde cevap verir ve dersine gider. Kavurma akıllardan çıkarılamaz ve bir plan yapılır. Bir ders sonra Haydar Hoca’nın sınıfına Din Dersi vermek için Halil Ağabey girer. Haydar Hoca’nın evini bilen bir öğrenciyi eve göndererek Haydar Hoca’nın eşine “Okula müfettiş geldi, öğle yemeği yapmak için öğretmenim kavurmanın yarısını istiyor” demesini tembihler ve bu şekilde kavurmanın yarısı Haydar Hoca’dan habersiz okula gelir. Öğle yemeği vakti kalorifer dairesinde toplanılır ve Haydar Hoca da yemeğe çağırılır. Halil ağabey “Ula Haydar, canımız çekti, bizde kavurma aldık, utanmazsan sende gel ye” der. Haydar Hoca da gayet rahat “bedava olsun, bomba olsa yerim” karşılık vererek kavurma ziyafetine afiyetle katılır. Akşam eve gittiğinde eşi Satı Hanım “Haydar, okula gelen müfettişten sana ne, kavurmayı bizden niye istediler” diye sorunca, Haydar Hoca “gitti canım kavurma” diyerek kahkahayı basar.

Bu anılar Halil Torun müdürlüğündeki mükemmel öğretmen kadrosu ve arkadaşlık ortamı içerisinde yaşanan güzel anlardan hatırda kalan birkaç tanesidir ve bunlardan herkesin aklında onlarcası mevcuttur. Halil Torun her anıldığında, anlatılacak ve yüzlerde tebessümler oluşturacaktır. Mekanın cennet, toprağın bol olsun Halil ağabey… 

Sevgili kardeşin Nail SÜĞLÜM

#4 Nedim Torun 
2010-08-0423:36:31 Halil ağabey, yaşamı biraz da gırgıra alan, her olaya mizah yanından da yaklaşan, hoşgörülü, yardımsever… bir insandı. Asla önyargılı, kötü niyetli biri değildi. Kesinlikle basit hesaplar peşinde koşmazdı. Kimseye olumsuz yaklaşmazdı. En ciddi ve acıklı olaylardan bile gülünecek bir yan çıkarırdı.
Herkese güvenirdi. Çünkü özgüveni tamdı. Fesatlık nedir bilmezdi. Açıksözlüydü. 
Dilerim, onun mirasçısı olan bizler de onun yolundan yürürüz alnımız açık! 
Tıpkı onun gibi kahkahayla kucaklarız yaşamı! 
Kötülüğün değil, dostluğun ve höşgörünün egemen olacağı bir dünya kurma yolunda çabalarız!
Aksi, onun anısına saygısızlıktan öte bir şey olamaz!
Seni ve yaşam felsefeni şimdiden çok özledik ağabey!
Keşke herkes seni anlayabilseydi!
Keşke aramızda olsaydın!
Rahat uyu!

#3 Ahmet Torun 
2010-07-2919:25:57 Saygılar Nail Öğretmenim : Halil Torun Öğretmenimin anılarına güzellik kattığın için, şahsında aileniz ve tüm Halil Torun Öğretmenimin arkadaşlarına Karadenizden , güzel Görelemizden, Sağlık Köyümüzden sonsuz saygılar ve selamlar. Ahmet Torun Emekli öğretmen.

#2 özlem torun karakoyun 
2010-07-2316:48:08 Canım Babam mekanın cennet olsun,nur içinde yat.Senin gibi iyi niyetli BEN demeden önce O diyebilen kaç insan kaldıki yeryüzünde.Yetiştirdiğin öğrenciler,arkadaşların,komşuların ve tabiki biz ailen seni hiç unutmayacaz.Kalbimde açtığın derin acıya ve boşluğa sadece Kader e olan inancım sayesinde dayanabiliyorum .Seni çok seviyorum canım babam benim…

Ben Leyla. Özlem in kızı Leyla. Dedecim huzur içinde uyu. Dede beni unutma bende seni unutmayacam. senin iyiliklerini unutmayacam. senin için doktor olacam üzülme dedecim.Babam,halam,ozan abim gibi bende doktor olacam.bana aldığın kitapları okuyorum.Seni unutmayan torunun Leyla karakoyun.2.sınıfa geçtim

Bende Pelin.Özlem in diğer kızı. seni çok seviyoruz keşke ölmeseydin hepimiz çok üzüldük senin ölümüne senin iyiliklerini hiç unutmayacağız. sen merak etme ben ile leyla senin için çok çalışıp doktor olucaz aynen babam halam ve ozan abim gibi nur içinde yat seni çok seven torunun PELİN KARAKOYUN#1 Mehmet KÖŞNEK 
2010-07-1517:25:39 Mekanı cennet olsun, teşekkürler hocam, sayende abimizi tanımış olduk…