Fındık Koruğu

Ağustos ayının son haftasına girdiğimiz şu günlerde fındık mevsiminin en telaşesiz günlerini yaşıyoruz. Kimileri fındığını topladı, kimileri sattı, kimileri de bitirmek üzereler. Ramazan da tüm güzelliği ile birlikte geldi. Oruçlar tutuluyor. Tutamayanlar günlük altıbuçuk TL. olan fitreden yararlanma yoluna gidecekler.

Çocukluğumuzda köyümüzde arkadaşlarla birlikte oynadığımız oyunlar vardı. Bunların ilk önceliği Alimatiş (elim ateş) ile Mıras(misket) dı. Analarımızın tene torbasından çaktırmadan keserek aldığımız mavi boncuklar mıras oyununun katılım sermayesi idiler.

Tene torbasının azalan püskülleri, analarımızın dikkatini çeker mükâfatı da bizler için iyi olmazdı. Bu durum bizleri Fındık Koruğu sermayeli şimşir mırasları ile oynamaya iterdi. Koruk fındık sermayeli mıras oynamak kar ve zarar oluşumuna meydan vermediğinden en güzel eğlencemizdi. Bu eğlencelerimize şimdi rahmetli olan büyüklerimiz de güzellik katarlardı. Bizim mahallede Hüseyin Torun Amca, Camiyanı’nda Selami Günay Amca, Çolaklıda Muzaffer Kırtorun Abimiz… Şimdiki futbol sahaları gibi, her mahallenin mıras sahası vardı.  Hüseyin Amca’nın mıras (manyak) başladı diye oyuna davet etmesi hala kulaklarımızdadır. Rahmetlileri şükranla, saygıyla anıyorum.        

Karadeniz bölgemiz bu yıl en sakin en huzurlu günlerini yaşıyor diyebiliriz. Memlekete gelenler, fındık toplamak bahanesiyle gezdiler, denize girdiler, yaylalara gittiler. Çavuş Dayı’nın Kahvesi’nde çaylarını içtiler,  oyunlarını oynadılar. Fındık toplama işi pek uzun sürmedi. Pay olan ve küçülen araziler fındığın erken bitmesine vesile oldu. Köyde huzur ve güven en üst seviyede. Fındığın kilosu on TL. olsa alimallah huzur ve sükun bozulur diye korkuyorum. Şimdi herkes bahçesini toplamak için birisine veriyor. “Benim ihtiyacım yok onun var”, “Birşey de istemiyorum, toplasın alsın,bana hayrı yeter” diyor. Fındığın on TL. etmesi insanları hayırdan yoksun bırakır gibime geliyor. Fındık fiyatını belirleyenler bunları dikkate aldı gibi gözüküyor. Tek sorun, hayır için verilen fındık bahçelerini toplayanlarda. Zarar edecekler bu işten. Birinin zarar ettiği işin diğerine hayrı dokunur mu? Bilmiyorum…

         Gurbetteki gelinlerimiz kaynanaları öldükten sonra köye gelmeye başlamışlardı! Kaynanamın ağzı hiç durmuyor, dır dır edip duruyor. O yüzden gelmiyorduk diyorlardı. Bu yaz gelmediler. Meğer mazeret kaynana değil de fındıkmış. Görele’mizde dut pekmezinin kilosu yirmi TL. den satılıyor. Halkımız artık bala fazla rağbet etmiyor. Balı, arıların değil insanların yaptıklarına inanıyorlar. Bal analiz raporlarında glikoz oranı çok yüksek çıkıyor! Arı poleni ile insan poleni tabiki farklı şeyler. Bu durum insanları ister istemez dut pekmezine yönlendiriyor. Fındığa alternatif ürün. Bir zamanlar okullarda öğrencilere Marshall Yardımı adı altında süt tozu ile balık yağı içirilmişti. Keşke devlet büyüklerimiz o zaman inek sütü içirip, dut pekmezi yedirselermiş… Köyümüz gurbetçilerimizle güzelleşiyor. Gurbetçilerimizin gelişi ilkbahar mevsimini çağrıştırıyor. Geri dönüşleriise sonbahar hüznünü.

          Yaylamızın sınır davasının keşfi, Torul ilçesi hakimlerinin tayin olması nedeniyle ertelendi. Eylülün ilk haftasında okulumuzun bahçesinin mahkemesi var. 1963 yılında yapılıp, eğitim-öğretime açılan okulumuzun 1972 yılında okulda öğretmenlik görevi yapan kişi tarafından satın alınıp, özel kadastro tarafından şahıs malı haline dönüştürülen okul bahçemizin davasıdır bu. Okulda öğretmenlik görevini yapan kişi “Bu bahçe okul bahçesidir. Okul bahçesi haricini satın alırım” diyememiştir. Satan kişi ise okul bahçesi haricini sattığını iddia etmektedir. Hukukun vereceği karara saygılı olacağımızı burada  belirtmek isterim. Bu vesile ile mezarlık yanındaki medresenin yerini bağışlayarak camiye dönüşmesine vesile olan Haylu Mustafa Demiral Amcayı rahmetle anarak dualarımızı ondan esirgemeyelim. Köyümüzdeki iki mezarlığın yerini bağışlayan insanları gözümüzün önüne getirelim. Günümüz insanları bu mezarlık yerlerini bağışlarlar mıydı? Süt tozu ile balık yağı bu duyguları yok etti gibime geliyor.          Almanyaya işçi olarak çalışmaya giden bir vatandaşımız gezerken yere tükürür. Alman polisi bunu görür. Emniyete götürür. Yere tükürmenin bilmem ne kadar para cezası olduğunu söyler. Bizimkinin yeterince Almancası yoktur. Tercüman çağrılır. Bizimkinin konuştuğunu tercüme eder. Tercüman ve Alman polisi gülmeye başlarlar.Bizimkisi şöyle söylemiştir: ” Yere tükürmenin cezası mı olur? Bizim memlekette biz kiraz ağacından aşağı s.çıyoruz da vallahi ne ceza var, ne meza!?. Sizin yaptığınız çok ayıp vallahi…”Ramazan Bayramı’na geliceklerle görüşmek, sizlerle güzel haberlerle iki ay sonra buluşmak dileğiyle hoşça kalın, Sağlık Köylü kalın.